Bu Blogda Ara

Sayfalar

14 Mart 2020 Cumartesi

DÜNYA FELSEFE GÜNÜ


DÜNYA FELSEFE GÜNÜ
(20 Kasım)
Türkiye Felsefe Kurumu tarafından getirilen öneri sonucu UNESCO tarafından kabul edilen Dünya felsefe günü her yıl kasım ayının üçüncü Perşembe günü kutlanmaktadır. Bu önerinin ülkemiz tarafından dünya gündemine taşınması ayrı bir övünç kaynağımızdır. Ama en önemlisi dünya sorunlarına savaşarak değilde düşünerek çözüm bulma yönünde atılacak atımlara vesile olmak insanlık adına daha büyük bir övünç kaynağı olsa gerektir. 
1946 yılında resmen yürürlüğe giren Birleşmiş Milletler Eğitim, Bilim ve Kültür Kurumu (United Nations Educational, Scientific and Cultural Organization: UNESCO), savaş ve çatışmaların ilk çıkış yerinin insan zihni olduğunu belirtir. Dünyamızdaki olumsuz gelişmelerin önce zihinlerde başlaması nedeniyle, UNESCO'nun birtakım ilkeleri yaygınlaştırmayı amaçladığını görüyoruz. UNESCO Eski Genel Direktörü Federico Mayor, 17 Aralık 1996'da ''UNESCO için Felsefi Ufuklar'' konulu toplantıda yaptığı konuşmada, UNESCO'nun özel olduğunu, çünkü kuruluşundan beri hep felsefe eğitiminin önemini bildiğini vurgulayarak şunları dile getirmektedir:
''İleri teknoloji ile aç çocukların hala yan yana bulunduğu, sürekli olarak yeni ve çok defa önceden kestirilemeyen ilerlemelere tanıklık ettiğimiz bir dünyada, kişisel özerkliğe, düşünce özgürlüğüne ve etik yargıda bulunmaya gitgide daha çok önem vermeliyiz. İşte bu bakımdan felsefe eğitimi açıkça yirmibirinci yüzyılın anahtarlarından biridir.''
UNESCO, felsefî bilinci yaygınlaştırmak amacıyla 18 Kasım gününü Dünya Felsefe Günü olarak ilân etmiştir. Gün dolayısıyla, ülkemizde çeşitli kurum ve okullarda günün anlam ve önemini belirten açıklamalara yer verilmesi insanlık ve dünyamızın geleceği açısından sevinilecek bir gelişmedir.
Felsefe bize ezbere kaçmadan insanca yaşamak için düşünmeyi daha önemlisi doğru düşünmeyi öğreten temel bilimdir. Eğer insanoğlu bir eylemi yapmadan önce mantıklı bir düşünce ile hareket etmeyi öğrenirse mutlaka doğabilecek birçok sorun doğmadan ortadan kalkabilecektir. Bunu sağlayabilecek en büyük kaynak ta felsefe olduğunu bilmeliyiz.
Savaşların, çatışmaların bitmek bilmediği ve savaş tacirlerinin her türlü yolu ve yöntemi kullanmaktan çekinmedikleri günümüz dünyasında, barış, özgürlük, insan hakları, insan onuru, insanın değeri, eşitlik, adalet vb. kavramların ve değerlerin savunulmasında ve insan eylemlerinin ilkelerini ve ereklerini oluşturmasında, felsefenin temellendiriciliği ve aydınlatıcılığı büyük önem taşımaktadır. Günümüzün sorunları karşısında, bilim insanları ve sanatçılar kadar felsefecilerin/filozofların sorumlulukları da büyümektedir. Çünkü bu dünyanın daha iyi, daha insancıl bir dünyaya dönüştürülmesinde ve uygarlık maskesiyle gizlenmeye çalışılan modern barbarlıklara başkaldırmada felsefenin işlevi yaşamsal bir önem taşımaktadır. Unutulmamalıdır ki, felsefe insanlık ve uygarlık tarihinde önemli bir tarihsel güçtür.
Dünya Felsefe Günü, dünya sorunlarına felsefe ile bakma bilincinin yaygınlaştırılmasında önemli bir işlev oluşturacaktır. Böyle bir günün saptanmasında, Uluslararası Felsefe Kurumları Federasyonu'nun çok değerli çabaları olmuştur. Türkiye Felsefe Kurumu sözü edilen federasyonun aktif bir üyesidir. Dolayısıyla Kurum sivil toplum kuruluşu olarak, gerek ülkemizde gerekse dünyada felsefe ve insan haklarının bilincinin yaygınlaştırılmasında önemli sorumluluklar üstlenmiştir.
Dünya felsefe günü nedeniyle, felsefenin gündeme gelmesi felsefenin öneminin vurgulanması felsefe ile ilgili cevaplar bulunması her yönüyle faydalı olacaktır.   
UNESCO DÜNYA FELSEFE GÜNÜ
Günümüzde felsefe eğitimi görmenin her insan için bir hak olduğu çağdaş filozoflarca  öne sürülüyor. Boston'da  yapılan 20. Dünya Felsefe Kongresi'ne konu başlığı olarak " İnsanlığın Eğitiminde Felsefe” , İstanbul’da bu yıl yapılan 21. Dünya Felsefe Kongresi’ne “ Dünya Problemleri Karşısında Felsefe” adının verilmesinin ve bu başlıkla ilgili konuların ağırlık kazanmasının nedenlerine dikkat etmek gerekir.
Küreselleşen dünyamızda, verili bir değerler sistemi içine doğan, büyük ölçüde onun tarafından belirlenen kişinin, verileni  eleştiri süzgecinden geçirebilen, olanı biteni düşünme ve değerlendirme konusu yapabilen biri olabilmesi, nitelikli bir felsefe eğitimine bağlıdır. 1995 de Paris'te  UNESCO tarafından düzenlenen “Dünyada Felsefe ve Demokrasi” konusundaki uluslararası toplantının sonuç bildirgesi, toplantıya katılan tüm ülkelerin imzasıyla uluslararası toplumun  felsefe eğitiminin yaygınlaştırılması konusundaki kararlılığının önemli bir göstergesi olmuştur. Seminerde, demokrasi ile felsefe eğitimi arasında sıkı bir bağ olduğu, her yaştan çocuklar ve gençler arasında felsefeye ilginin arttırılmasına yönelik çabaların desteklenmesi gerektiği dile getirilmiştir.  Bu kararlılığın bir sonucu olarak “Dünya Felsefe Günü” kutlamaları üç yıldır dünyaca kutlanıyor. Bu yıl 17 Kasım 2005 Perşembe günü böyle bir kutlamayı gerçekleştiriyoruz.
UNESCO’dan gelen çağrı yazısının   önsözü şöyle diyor:
UNESCO neden  “Felsefe Günü”nü kutluyor, felsefeye neden  yer ve zaman ayrılıyor? Çünkü  felsefe her şeyin üstünde olan bir düşünme süreci, düşünce özgürlüğü ve özgür bir zihin alıştırmasıdır. Çünkü felsefe,  bütün diğer disiplinlerin kalbindeki itici güçtür.  Zorbalığa karşı koruyan eleştirinin en temel öğesidir. O, aklın kendi kendisinin efendisi kalmasını sağlar, böylelikle otoritenin kör ve her türlü temelsiz tezlerinin çürütülmesine olanak sağlar.
Felsefi düşünceyi geniş kitlelere açmak, felsefeyi özel bir  merak ve ilgi  konusu yapmaktan çıkararak  istenilen bir konu haline getirmek  başlıca amacımızdır. 21 Kasım 2002’yi 1. UNESCO günü ilan edişimizin nedeni budur.

Bilgi sevgisiyle bir araya gelen öğrenciler, öğretmenler ve akademisyenler için UNESCO’nun çatısı altında toplanmaktan daha iyi bir şey düşünebiliyor musunuz? Bu  belgede, her yıl başarıyla kutlayacağınızı umduğumuz bu gün için planlanan etkinlikler özetlenmiştir. Gelecek yıllarda UNESCO’yu bir felsefe forumu, özgür konuşma yeri haline getirmek Felsefe  ve İnsan Bilimleri Biriminin amacıdır.”
Türkiye Felsefe Kurumunun,  1993 yılında kurduğu "Çocuklar İçin Felsefe Birimi”,  ülkemizin  bu konudaki duyarlılığını gösteren önemli bir adımdır.  Felsefe eğitiminin  gençlerin çoğu için yalnızca lise son sınıfta başlayıp  bitmesi ve üstelik son sınıf olmanın getirdiği üniversite sınavları stresi dolayısıyla daha da yetersiz kalması başka çözüm arayışlarını gerektirmiştir. Çözüm olarak ders sınırlarını aşan eğitsel çalışmalar yaparak bu açığın kapatılması hedeflenmiştir.
Türkiye Felsefe Kurumu, UNESCO’nun bu amaçlarını her ülkeden önce hayata geçirmiştir.
Türkiye Felsefe Kurumu, 1993 yılından bu yana her yıl lise düzeyindeki Uluslararası Felsefe Olimpiyatlarına öğrencilerimizin katılmasını sağlamakta ve 1996 yılından bu yana bu yarışmaların Ulusal bölümünü meydana getiren Türkiye Felsefe Olimpiyatlarını, Milli Eğitim Bakanlığı onayı ve desteğiyle sürdürmektedir. Öğrencilerimiz şimdiye kadar bu yarışmalarda birincilik, üçüncülük, beşincilik  gibi çok iyi dereceler almışlardır. Kolaylıkla tahmin edileceği gibi bu derecelerin yalnızca liselerdeki felsefe derslerinin katkılarına rıza göstererek alınması mümkün değildi. Bu pratik kaygı, okullarda felsefe kollarının kurulmasını bir gereklilik haline getirdi. Ancak başlangıçta olimpiyata hazırlanmak için başlayan bu girişim, zaman içinde bu hazırlığın yanında öğrencilerin girdiği bir arayışın ürünü olarak felsefe öğretmenlerimizin de desteğiyle  felsefenin kendisi için yapılır hale gelmesini sağlamıştır. 
Nuran Direk –Türkiye Felsefe Kurumu Çocuklar İçin Felsefe Birimi Başkanı
 













BİRLEŞMİŞ MİLLETLER GÜNÜ
(24 Ekim)


Birleşmiş Milletler Örgütü 24 Ekim 1945 tarihinde kurulmuştur. Örgüte üye tüm ülkelerde 24 Ekim, Birleşmiş Milletler Günü olarak kutlanır. Dünyada barışı korumak için kurulmuş en büyük örgüttür. Bugün Birleşmiş Milletlerin 200 üzerinde üyesi vardır. Bu sayı ülke sayısı arttıkça dahada artmaktadır.
         24 Ekim günü kuruluşa üye ülkelerin basın yayın organları Birleşmiş Milletlerle ilgili yayınlar yapar. Okullarda Birleşmiş Milletlerin kuruluş amacı, organları tanıtılır, çalışmaları, çabaları anlatılır.



Çelişkilerin baş gösterdiği bir dünyada BM, hükümetlere anında görüşme ve tartışma imkânı sağladığı gibi, uzun vadeli sorunları aşmada onlar için bir platform da oluşturuyor. Görüşmeler çıkmaza girdiğinde ise, Genel Sekreter tarafsız üçüncü kişi olarak kolaylaştırıcılık yapıyor. BM Genel Sekreterinin tarafsızlığı, örgütün en önemli özelliklerinden birini oluşturur. Devletlerarası bir çelişki doğduğunda, devletler, BM aracılığıyla ateşkes öngörerek veya çatışan güçler arasında tampon görevi yaparak barışı kollamakla yükümlüdürler.



Fakirlik, işsizlik, çevresel tahribat, uluslar arası suç, AIDS, uyuşturucu ticareti, uluslar arası göç gibi dünyayı ilgilendiren birçok küresel problemin çözülmesi ancak uluslararası işbirliği ile mümkündür. Birleşmiş Milletler bu işbirliğini sağlamada ve sürdürmede en iyi mekanizma olmaktadır.



BM ve (Dünya Bankası da dahil olmak üzere) birimleri, gelişmekte olan ülkelere yılda 25 milyar dolardan fazla yardımda bulunmakta veya borç vermektedir. Mültecileri korumakta, yiyecek yardımı yapmakta ve doğal afetler karşısında çabuk hareket etmektedir.   Finanssal piyasalarda istikrar sağlamada ve gelişmekte olan ekonomileri inşa etmede, BM ülkelere yardımcı olmaktadır.



         Tarih boyuca süregelen savaşlar ve özellikle de ı.ve ll dünya savaşları insanlığın felaketi olmuş milyonlarca insanın ölümü yaralanması ve ekonomilerin felaketine yol açmıştır



         Artık insanlık bu felaketlerin ancak barış ve anlaşma yoluyla çözülebileceğini anlamıştır. Bunun için aralarında 28 Nisan 1919'da Milletler Cemiyeti Antlaşmasını imzalayarak Milletler Cemiyeti'ni kurdular. Milletler Cemiyeti'nin az üyesi olduğundan önemsenmedi, gelişmedi. Bu nedenle İkinci Dünya Savaşı'nın başlaması Milletler Cemiyeti'nce engellenemedi. İkinci Dünya Savaşı sürerken 26 ülkenin temsilcileri Amerika'nın San Fransisko kentinde toplanıp insanlığı savaşların yıkımından korumak için karar aldılar. Ortak bir bildiri yayınladılar. Birleşmiş Milletler Yasası hazırlandı. Yasanın onaylanması ile 24 Ekim 1945 tarihinde Birleşmiş Milletler Örgütü kuruldu.



         Birleşmiş Milletlerin amaçlarını bağlı olduğu ilke ve hedefleri belirleyen antlaşma 111 maddeden oluşur. Türkiye bu antlaşmayı 15 Ağustos 1945 tarih ve 4801 sayılı yasa uyarınca 28 Eylül 1945 günü onaylamıştır.



Birleşmiş Milletler tanımak için örgütün kuruluşunu, amaçlarını, ilkelerini, çalışma organlarını yakından inceleyelim.



     Birleşmiş Milletlerin Amaçları:



Uluslararası barış ve güvenliği sürdürmek.
Ülkeler arasında iyi ilişkileri pekiştirmek.
Uluslararası ekonomik, sosyal, kültürel işbirliğini sağlamak.
İnsanlık sorunlarının çözümünde, temel hak ve özgürlüklerin geliştirilmesinde birlikte çalışmalar yapmak.



           BİRLEŞMİŞ MİLLETLERİN ANA ORGANLARI



         Birleşmiş Milletler Örgütü yukarıda sayılan amaçlara ulaşmak için ana organlar oluşturmuştur. Bu organların başlıcaları şunlardır: Genel Kurul, Güvenlik Konseyi, Ekonomik ve Sosyal Konsey, Uluslararası Adalet Divanı, Genel Sekreterlik.



Genel Kurul:



         Üye devletlerden oluşur. Her üyenin Genel Kuruldaki temsilcileri beş kişiden çok olamaz. Genel Kurulun Görevleri Şunlardır;
Silahsızlanma ve silah denetimi konusunda önerilerde bulunmak.
Barış ve güvenliği etkileyecek görüşmeler yapmak, her konuda önerilerde bulunmak.
Ülkeler arasındaki iyi ilişkileri bozucu sorunların, barışçı yollarla çözümü için önerilerde bulunmak.



Güvenlik Konseyi:



         Siyasal alanda bir yürütme organıdır. 11 üyesi olan bu kurulun görevleri şunlardır;
Birleşmiş Milletlerin amaç ve ilkelerine uygun biçimde barış ve güvenliği korumak.
Uluslararası bir anlaşmazlığa yol açabilecek her türlü çekişmeli durumu soruşturmak.
Uluslararasında çekişmeli konularda anlaşma koşullarını önermek.
Silahlanmayı denetleyecek planlar hazırlamak.
Barışa karşı bir tehlike veya saldırı olup olmadığını araştırarak, izlenecek yolu önermek.
Saldırganlara karşı askeri birlikler kurularak önlemler almak.



Ekonomik ve Sosyal Konsey:



Genel kurulca seçilen 27 üyeden oluşur. Üyelikleri sona erenler yeniden seçilebilirler. Başlıca görevleri şunlardır;
Birleşmiş Milletlerin ekonomik ve sosyal çalışmalarını yürütmek.
Uluslararası ekonomik, sosyal, kültürel konularda raporlar hazırlamak.



Uluslararası Adalet Divanı:



Uluslararası Adalet Divanı, Birleşmiş Milletlerin yargı organıdır. Ülkeler, istedikleri davayı Adalet Divanı'na götürürler. Divan 15 yargıçtan oluşur. Yargıçlar, Genel Kurul ve Güvenlik Konseyi'nce seçilirler. Görev süreleri dokuz yıldır. Divanda bir devletten iki yargıç bulunamaz. Uluslararası Adalet Divanı, Hollanda'nın başkenti Lahey'dedir.






Genel Sekreterlik:



Genel Sekreterlik, Birleşmiş Milletlerin öbür organlarının çalışmaları için gerekli ortam ve koşulları sağlar. Ortaya konan program ve politikaları uygular. Uluslararası barış ve güvenliği bozucu olaylar konusunda raporlar hazırlayıp Güvenlik Konseyi'ne sunar.



BİRLEŞMİŞ MİLLETLER ÖRGÜTÜNE YARDIMCI KURULUŞLAR



UNESCO: Birleşmiş Milletler Örgütü'ne üye ülkelerin bilim, kültür ve sanat alanındaki çalışmalarına yardımcı olur.



FAO: Uluslararası besin örgütüdür. Yoksul ülkelere gerekli besin yardımı yapılmasında öncülük eder.



UNRA: Yurdundan ayrılıp başka ülkelere göç edenlerin sorunları ile ilgilenir. Göçmenlere yardımcı olur.



WHO: Dünyada sağlık problemlerinin çözümü için çalışır.



ILO: Uluslar arası iş güvenliği konularında birliğin sağlanmasına yardımcı olur.



UNICEF: Birleşmiş Milletler Çocuklara Yardım Fonu'nun kısaltılmış adıdır. Amacı yeni doğan, büyümekte olan çocukların, gençlerin sorunları ile ilgilenmektir.












EVİMİZ HÜR VATAN GİBİ
Esirliği kitaplardan öğrendim,
İstekleri bağlı insanlar varmış,
Sundum hürriyeti, kendi kendime
Hür olan insanlar çok bahtiyarmış.
Anam türküsünü pervasız söyler,
Tüter bacamızda mavi dumanlar
Bizimdir kardeşçe sevilen gökler,
Bizden bire parçadır geçen zamanlar.
Nasıl öz verirse toprak çiçeğe
Bize de hürriyet verir bu toprak,
Benzedi evimiz altın peteğe
Baba oğul, ana, bal taşıyarak...
Eşyamız sevimli, en yakın dosttur
Sandıklar, bohçalar hep vatan kokar,
Beş odaya birden tüneyen huzur,
bize vatan gibi gönülden bakar.
                İ.Zeki Burdurlu



BİRLEŞMİŞ MİLLETLER GÜNÜ - GÜZEL SÖZLER



 En kötü barış, en iyi savaştan iyidir.
 Birlikten güç doğar.
 Birleşmiş Milletler barısı ve güvenliği sağlayarak insanlığa hizmet eder.
 Adam adama, ulus ulusa gereklidir.
 Ülkeler birlik ve beraberlikle kalkınabilirler.





















DOSTLUK
Bereketli bir bulutsun sen,
insanlığa susamış,
özlemlerle yanan dileklere
teselli taşıyan,
mutluluğun ellerinden...
Bir yüce umutsun sen;
sevgiden mahrum kalmış.
Kanayan yüreklere
Büyük aydınlıklar sağam
sevenlerin gönüllerinden...
                Melih Özer






BİRLEŞMİŞ MİLLETLER
GÜNÜ
Birleşen milletlere,
dünyada barış vardır!
Bilgi alanlarında,
Topluca yarış vardır!
Savaş için hazır ol,
bu birliğin içinde!
Milletler yaşamalı,
bu dirliğin içinde!
            M.Faruk Gürtunca












BİRLEŞMİŞ MİLLETLER
 Birlikten kuvvet doğar,
Demiş bize atalar.
Dostlar hep birleşirsek,
Güçlükler bizden yılar.



Geçinmek ve anlaşmak,
En güzel şeydir yavrum.
Birleşmiş milletlerdir,
Barış isteyen kurum.



Bize her kim saldırsa,
Dostlarımız bir olur.
Kötü kalpli düşmanlar,
Yurdumuzdan kovulur.



Kore'de Türk askeri,
Sulh için vuruşmuştur.
Birleşmiş milletlerin,
Yeminini tutmuştur.
                       F.Taylan



GİRİŞİMCİLİK HAFTASI







GİRİŞİMCİLİK HAFTASI
(mart ayının ilk haftası)



Mart ayının ilk haftası girişimcilik haftası ilan edilerek girişimciliğin önemi insanlara daha iyi anlatılmaya çalışılmıştır.. Yoğun olarak girişimciliğin ne olduğu ve iyi bir girişimcinin nasıl olması gerektiği konuları işlenerek,’’Gelişimin temeli girişimdir.’’ sloganı ile girişimciliğin önemi vurgulanmaya çalışılmaktadır.



     Genel olarak her yeni iş kuran kişiyi girişimci olarak tanımlıyoruz. Girişimin süreklilik arz etmesi devamlılığını sürdürebilmesi ise onun başarı kriterlerini oluşturmaktadır. Yani bir işe başlamak ne kadar önemli ise de başladığımız kalite ve standartlarda sürekliliği sağlamak daha da önemli olmaktadır. Hedefimiz daima başarmak ve başarının sonunda marka olmaktır?



     Millet olarak çok cesur ve yaratıcı bir zekâya sahibiz bunun örnekleri çoktur basit bir örnek verecek olursak; İstanbul’un fethi sırasında gemilerin karadan çekilerek Haliç’e indirilmesi, pancar motorundan taşıma araçlarının yapılması ve daha yeni televizyonda izlediğimiz bir haberde Erzurum’da bir vatandaşımızın arabanın ön tekerlerine kızak takarak karlı yollarda yol alması, su ile çalışan otomobil olayı ne kadar yaratıcı olduğumuzun en bariz örnekleridir.



     Genelde işe çok heyecanlı ve hevesli başlarız ama zamanla bu heyecanımız hevesimiz kaybolur.Hele de kısa zamanda verim almamışsak ve ya istediğimiz hedefe ulaşamamışsak o zaman dahada kolay bıkar işten koparız.Hâlbuki girişimcilik azim ve sapır isteyen bir iştir.Sabretmeyi ve sindire sindire hedefe varmayı bilmeliyiz.Önemli olan zorluklara göğüs germek ve sabretmektir. Sonunda mutlaka başarının geldiğini göreceğiz.         
                                                                                                     
     Bu konuda ki hassasiyetimizi yitirirsek, yaşamımızın her safhasında önümüze çıkan işte maalesef hep aynı sonuca varırız. Büyük umutlarla kurulan ama sonu hüsran işler, yatırımlar, umutlar...



      Son yıllarda çok önem verdiğimiz turizm yatırımlarında yurdumuzun ve dünyanın göz bebeği olan Antalya sahillerinde girişimcilik yapılacak diye hiçbir alt yapı yapılmadan ve planlama yapılmadan dikilen beş yıldızlı oteller bizim girişimcilik yaparken planlama konusunda ne kadar geri olduğumuz gösteriyor.girişimi yaparken aynı zamanda plan ve programında ihmal edilmemesi en çok dikkat etmemiz gereken konulardan biri olduğunu bilmemiz gerektiğidir.Bu gibi yanlışlara sebep amaçtan ve hedeften sapmalardır. Hangi sebeple olursa olsun işin başında konulan hedeflerden büyük sapmalara izin verilmemelidir. Uzun vadedeki göstereceğimiz istikrar amaca ulaşmanın kesin yolu olacaktır. Kısa vadede yapılan küçük hesaplar aslında bizlere büyük kayıplara sebep olmaktadır, olacaktır da.

   Artık günümüzde “Türk gibi başla Alman gibi bitir” sözü yerine “Türk gibi başla ve Türk gibi bitir “ inancını yerleştirmeliyiz.













TRAFİK VE İLK YARDIM HAFTASI
(mayıs ayının ilk haftası)






Trafik; kara, hava, deniz taşılları ile yayaların kendilerine özgü yollarda gidip gelmesi olayıdır.
Trafikle ilgili sorunları çözülmesi amacıyla Avrupa ülkeleri arasında bir konsey kurulmuş ve bu konseye Türkiye’de dâhil edilmiştir. Merkezi Fransa'nın başkenti Paris'te olan bu konseyin üyeleri, zaman zaman toplanarak trafikle ilgili sorunlarını görüşürler.
Bu konsey Mayıs ayının ilk cumartesi günü ile başlayan haftayı «Uluslararası Karayolu Güven Haftası» olarak kabul etmiştir.
Ülkemizde de trafik kazalarının önlenmesi yolunda çaba gösteren kuruluşlarca, aynı hafta «Trafik Güvenliği ve Eğitim Haftası» olarak kabul edilmiştir. Bu hafta süresince; yayın organları, radyo, televizyon aracılığı ile trafik kazalarının önlenmesi için halka trafik kuralları anlatılır. Trafik kurallarına uyulması gereği belirtilir. Okullarda öğrencilere trafik bilgileri öğretilir.



Uygarlık tarihinde tekerleğin bulunması önemli bir olaydır. Önceleri yüklerini kendileri taşıyan, hayvanlara taşıtan insanlar tekerleğin bulunması ile taşıt araçları yaptılar. Uzun süren çalışmalar, araştırmalar sonucu buharı bulan, motor gücünden yararlanmayı öğrenen insanlar bu buluşlarını taşıtlara uyguladılar. Önce kara taşıtlarının, sonra deniz ve hava taşıtlarının sayıları çoğaldı, hızları arttı.
Bu taşıt araçlarına sahip olan insanlar kentlerde ve kentler arasında araçlarını kullanmaya başladılar. Yürüyenlerin karşıdan karşıya geçmesi zorlaştı. Taşıt araçları insanlara ve birbirlerine çarparak kazalara neden oldular.
Trafik sorunlarına çözüm getirmek, trafiği düzene koymak için bir takım kurallar belirlendi. Sürücülerin ve yayaların uymaları gereken bu kurallara trafik kuralları denir. Trafik kuralları uzun araştırmalar ve deneyler sonucu ortaya çıkmıştır.
Bizi en çok ilgilendiren, her an karşılaştığımız kara trafiğidir. Deniz ve hava taşıtlarının gidiş gelişlerini düzenleyen deniz ve hava trafiği kuralla­rı da vardır.
Her gün gazetelerde okuduğumuz; radyoda dinlediğimiz, televizyonda izlediğimiz trafik kazaları; dikkatsizlikten, kendine fazla güvenmekten ve trafik kurallarına uymamaktan meydana gelir. İnsan yaşamı bakımından trafik, çağımızın en önemli sorunudur. Büyük kentlerde günün her saatinde taşıtlarla karşılaşırız. Trafik kazalarında yaralanan ve ölenlerin çoğu 5–14 yaş arasındaki çocuklardır.
Bu nedenle Trafik Haftası’nda, özellikle ilkokullarda, öğrencilere trafik kuralları öğretilir. Trafik kazasına uğramamak için hafta boyunca öğrendiklerimizi hiç unutmayalım. Yürürken, karşıdan karşıya geçerken tüm trafik kurallarına uyalım.















TRAFİK
Uyarsan trafik kurallarına
Ezmez seni araba.
Önce sola sonra sağa.
Haydi, geç karşıya.
Aman kenardan yürü
Yolun ortasına koyma sürü
Topun arkasından koşma
Yaramazlık yapmadan oyna
                    Ozan Güzel






TRAFİK
Bir geçide varınca,
Dur kırmızı yanınca.
Sarı hazır ol demek,
Bir saniye sürmez pek.
Ardından yeşil yanar,
Sana açılır yollar.
Yeşil'de geç karşıya
Geç kalmazsın çarşıya
                Hasan Sarı Yüce















TRAFİK IŞIKLARI
Yeşil ışık,yanar yanmaz,
Trafiğe yol açılır.
Araçların homurtusu,
Birden etrafa saçılır.
Biraz sonra, sarı ışık,
Güzelce yanmağa başlar.
Bunu gören şoför kardeş
Fren yapıp çok yavaşlar.
Derken hemen arkasından
Kırmızı ışık savrulur.
Bu ışığı gören herkes,
Adı atamaz,hemen durur.
Tüm trafik kuralları,
Hepimizce bilinmeli,
Kurallara uyularak,
Tehlikeler önlenmeli.
                         Hasan ŞEN




















İLKÖĞRETİM HAFTASI




İLKÖĞRETİM HAFTASI
(Eylül ayının 3. Haftası)



Eylül ayının üçüncü haftası okulların açıldığı ilk gün ile başlayan haftayı tüm yurtta İlköğretim haftası olarak kutluyoruz. Hafta boyunca eğitimle ilgili tanıtım ve etkinliklere yer verilir. Eğitimin önemini anlatan şiirler okunur ve konuşmalar yapılır.
                Bir ülkedeki halkın kültür ve kalkınmışlık düzeyi o ülke insanlarının okuryazar oranı ile ölçülür. Hiç bir kalkınmış ülkede okuryazar oranı düşük değildir, tam aksine okuryazar oranları en yüksek düzeylerdedir. I.Dünya Savaşı ve ardından gelen Türk Kurtuluş savaşı bizim millet olarak okuryazar açısından en geri milletler arasında olmamıza yol açmıştır. Cumhuriyetin ilanı ardından tüm yurtta büyük bir okuma ve yazma hamlesi başlatılmış ve Her Türk vatandaşına ilköğrenim ücretsiz ve zorunlu hale getirilerek bu alandaki eksiklikler giderilmeye çalışılmıştır.
         Yurdumuzda İlköğretim parasız ve mecburidir. Mecburi öğrenim çağı 6 – 14 yaşları arasındadır ve sekiz yıldır. Ayrıca yetişkinlere yönelik zaman zaman eğitim çalışmaları düzenlenerek halkın büyük oranda okuryazar olmasına çalışılmıştır ve çalışılmaktır.
         Okulların açıldığı hafta, ilköğretim okullarımızda İlköğretim Haftası olarak kutlanır. Genel olarak bu hafta, Milli Eğitim Bakanı'nın radyo, televizyon konuşması ile açılır. Okullarımızda törenler düzenlenir. Törende konuşan okul müdürü ve öğretmenler; Eğitimin ve öğretimin değerini, yararlarını anlatırlar. Okuma - yazma bilmenin önemi üzerinde dururlar. Öğrencilerden okula yeni başlayanlar, düşüncelerini anlatırlar. Gerçekten, birey olarak başarılı olmak için en başta okumayı ve yazmayı öğrenmek zorundayız. Bilmediklerimizi okuyarak öğreniriz. Kişilerin, önce kendisine, sonra aile ve çevresine sonrada yurduna ve insanlığa faydalı olması ancak okumakla mümkündür. Okuma - yazma bilmeyen bir kişinin bilgili olması düşünülemez.

Bize yaşam boyu gerekli olan bilgi ve becerilerin temeli ilköğretimde atılır. İlköğretim Haftası; bu gerçeklerin konuşulduğu, ilköğretimin, okuma - yazma öğrenmenin kişiye, topluma sağladığı yararların anlatıldığı bir haftadır.
          
         Öğrenme, iyiyi kötüden, faydalıyı zararlıdan, doğruyu yanlıştan ayırmamızı sağlar. Bilgisiz, eğitimsiz insanlar daha çok suç işleme ve daha fazla yanlış yapma eğilimindedirler.  
        
         İlköğretimin temel amacı olan vatandaşlarımıza okuma yazmayı öğretmek, gün olacak hem vatandaşlarımızı istenilen düzeye yükseltecek hemde ülkemizin sosyal refah ülkesi olmasında önemli bir rol oynayacaktır.

         İkinci Cumhurbaşkanımız İsmet İnönü'nün dediği gibi " İlköğretim davası insan olma, ulus olma davasıdır."



         İlköğretim haftası ile hem eğitimin önemi anlatılmaya çalışılırken aynı zamanda eğitim kurumlarının  eksikliklerinin giderilmesine ve eğitime hazır hale getirilmesine çalışılır.

İlköğretim haftamız hepimize kutlu olsun



BİR ON VE YÜZ YIL
Düşünüyorsan bir yılı hiç durma tohum ek!
Tasarlıyorsan on yılı, hemen bir ağaç dik!
Yüz yıllık zamansa, başla halkı eğit!
Ekersen bir defa tohum, bir ürün alırsın.
Dikersen bir sefer ağaç, on defa alırsın.
Eğitirsen milleti sen, yüz olur ürünün.
Birine balık ver, doyar bir defalık.
Öğret balık tutmasını doysun her defalık.
                 (Bin Yıl Önceki Bir Çin Şiiri)

OKULA DÖNÜŞ
Okuldan çıkınca akşamları,
Hüzünlü hüzünlü bakar arkamdan,
Sınıfımın kara tahtası.
Okuldan çıkınca akşamları,
Bana arkadaşlık eder yollarda,
Kuş sesleri, bahar havası.

Okuldan çıkınca akşamları,
Beni karşılamaya gelir uzaktan,
Mahallenin küçük çocukları.
Biri çantamı alır elimden,
Bir başkası sefer tasımı.

Okuldan çıkınca akşamları,
Hep bakar pencerelerinden,
Komşu kadınları.

            Şükrü Enis Regü


OKULUM
Evimden, ocağımdan,
Seni çok seviyorum.
Bize her şeyi sunan,
Sensin güzel okulum.

Evimde annem, babam,


Birde kardeşlerim var.
Senin sıcak koynunda,
Yüzlerce kardeş yaşar.

Ne kadar sevdiğimi,
İmkân yok anlatamam.
Nasıl döksem içimi,
Bilmem ki güzel yuvam?
                 İ.Hakkı Talas





OKULUM    
Öğrenci oldum,
Seninle doldum,
Cici okulum.

Ne mutlu bana,
Kavuştum sana,
Güzel okulum.

Bilgi seninle,
Gönlüm sevginle,
Benim okulum.
            H.Rafet Tanışık







OKUL YOLUNDA

Umutlar yürür,
Okul yolunda.
Yarınlar büyür,
Okul yolunda.

Kitap elimde,
Okul dilimde.
Düşüm düşüncem,
Okul yolunda.

Minik başıma,
Birkaç yaşıma.
Dünyalar sığar,
Okul yolunda.

Küçüktür yaşım,
Büyüktür düşüm.
Benim gülüşüm,
Okul yolunda.

Düşünemezdim,
Konuşamazdım.
Okuyup yazdım,
Okul yolunda.

Yürürüm şimdi,
Yarın koşarım.
Tam olur yarın,
Okul yolunda.

         Şerif Ertuna

13 Mart 2020 Cuma

TÜKETİCİYİ KORUMA HAFTASI






TÜKETİCİYİ KORUMA HAFTASI
(15–21 Mart)



Her yıl 15 Mart Dünya Tüketiciler Gününün içinde bulunduğu hafta Tüketiciyi Koruma Haftası olarak kutlanmaktadır.



15 Mart’ın Dünya Tüketici Hakları Günü olmasının nedenlerinden biri, 15 Mart 1962 yılında o dönemin ABD Başkanı John F Kennedy’nin Temsilciler Meclisinde ilk kez Tüketici Hakları diye bir kavram kullanmasından kaynaklanmaktadır.
İlk olarak Amerika, Avrupa ve İskandinav ülkelerinde ortaya çıkan Tüketici Koruma faaliyetleri Japonya’ya ve ardından da tüm dünya ya yayılmaya başlamıştır. Daha sonra Birleşmiş Milletler, 1985 yılında aldığı bir kararla TÜKETİCİ HAKLARI EVRENSEL BEYANNAMESİNİ ilan ederken bu konuşmanın yapıldığı 15 Mart tarihini DÜNYA TÜKETİCİ HAKLARI GÜNÜ olarak kabul etmiş ve Uluslararası tüketici örgütleri de bunu her yıl DÜNYA TÜKETİCİ HAKLARI GÜNÜ olarak kutlamaya başlamıştır.
TÜKETİCİ HAKLARI EVRENSEL BEYANNAMESİ; Temel gereksinmelerin karşılanması hakkı, Sağlık ve güvenliğin korunması hakkı, Ekonomik çıkarların korunması hakkı(Seçme hakkı), Bilgilendirme hakkı, Eğitilme hakkı, Tazmin edilme hakkı, Temsil edilme hakkı, Sağlıklı bir çevrede yaşama hakkı olmak üzere tüketicinin 8 temel hakkını içermektedir.
Ülkemizde ise Tüketiciyi Koruma faaliyetleri özellikle 08.03.1995 tarih ve 22221 sayılı Resmi Gazetede yayımlanan 4077 sayılı Tüketicinin Korunması Hakkında Kanun’un, 08.09.1995 tarihinde yürürlüğe girmesinden sonra yurt genelinde önemli bir hareket kazanmıştır. Bu Kanun ile tüketicilerin hakları, yasal düzenleme çerçevesinde, çağdaş anlamda yeni boyutlara ulaşmıştır. Tüketici yasasının uygulanması sonucunda, yasanın eksik ve aksayan yönlerinin günün koşullarına uygun hale getirilmesi amacıyla yapılan çalışmalar sonucunda “4822 sayılı Kanun ile Değişik 4077 sayılı Tüketicinin Korunması Hakkında Kanun” hazırlanarak 14.06.2003 tarihinde yürürlüğe girmiştir.
Tüketici yasası ile tüketiciler Kapıdan Satışlar, Taksitli Satışlar, Kampanyalı Satışlar, Garanti Belgesi, Türkçe Tanıtma Kullanma Kılavuzu, Satış Sonrası Hizmetler, Ayıplı Mal ve Hizmetler, Devre Tatil, Paket Tur, Sözleşmelerdeki Haksız Şartlar, Tüketici Kredisi, Kredi Kartları, Süreli Yayınlar, Mesafeli Sözleşmeler, Abonelik Sözleşmeleri, Yanıltıcı ve Aldatıcı Reklâmlar … vb. gibi pek çok konuda yasalar ile satıcı ve sağlayıcılar karşısında haklarını arama ve elde etme imkânına kavuşmuşlardır. Gerek devletin çıkardığı bir takım yasal düzenlemelerle gerekse tüketicilerin bir araya gelerek örgütlendiği sivil toplum kuruluşları aracılığı ile ülkemizde sağlanmaya çalışılan tüketiciyi koruma ve haklarını gözetme faaliyetleri alanında en büyük görev yasanın uygulayıcısı konumunda olan Sanayi ve Ticaret Bakanlığı ve İllerde Sanayi ve Ticaret İl Müdürlüklerine düşmektedir.
4077 sayılı Kanun’un yürürlüğe girdiği 08.09.1995 tarihinden itibaren her yıl Dünya Tüketiciler Gününün içinde bulunduğu hafta Tüketiciyi Koruma Haftası olarak kutlanmakta, bu hafta içerisinde Tüketici hakları ile ilgili paneller, seminerler radyo ve televizyon programları düzenlenmekte ve Tüketici haklarına saygı duyan ve koruyan kurum, kuruluş ve kişilere ödüller verilmektedir. Böylece tüketicinin her türlü menfaatini ön planda tutmayı ilke edinmiş olan Sanayi ve Ticaret Bakanlığı ve İl teşkilatları tüketiciyi yasa ile sahip olduğu tüm hakları konusunda bilgilendirme, eğitme, tanıtma ve koruma alanındaki öncülük görevini bugüne kadar olduğu gibi bundan böyle de yerine getirmeye devam edecektir.







MİLLİ EĞİTİM VAKFI KURULUŞ GÜNÜ

   MİLLİ EĞİTİM VAKFI KURULUŞ GÜNÜ
                   ( 19 Şubat)
                Yurdumuzda eğitim öğretim işleri büyük ölçüde Milli Eğitim Bakanlığı tarafından verilmektedir.M.Eğitim Bakanlığı anaokulundan üniversitelere kadar bireylerin her türlü eğitimiyle ilgilenir.Çağdaş uygarlığa erişmenin yolu eğitim öğretimden geçer.Bu bakımdan devletimiz eğitim işlerine büyük önem verir.
                Eğitim hizmetleri birçok hizmetten daha pahalıdır.Nüfusumuz hızla çoğalmaktadır.Artan nüfusla birlikte eğitim görmesi gereken insan sayısı da artmaktadır.Bu nedenlerle yeni okullar açılması ve öğretmen yetiştirilmesi gerekmektedir.Devlet bütçesinden ayrılan para yetersiz kalmaktadır,bu nedenle ülke çapında "Kendi okulunu kendin yap" kampanyaları başlatılmıştır.Halımız bu kampanya ya büyük önem vermektedir.böylece pek çok okul ve dershane halkımızın katkılarıyla gerçekleştirilmektedir.
                M.E.Bakanlığı ,halkın eğitim hizmetlerine katkılarını değerlendirmek için 19 Şubat 1981 "Milli eğitim Bakanlığı Vakfı'nı" kurmuştur.Her yıl 19 Şubat günü bütün yurtta bu vakfın kuruluş günü kutlanır.
                M.Eğitim Bakanlığı vakfı her çeşit eğitim ve öğretim kurumunun açılmasına çalışır.Okulların araç gereç ve kitap ihtiyacını karşılar.Eğitimi gerçekleştirici çalışmalarda bulunur.Yurtta milli eğitime hizmet eden kişi ve kuruluşları ödüllendirir.
                Vakıf gelirleri yurttaşların para arsa bina bağ bahçe gibi bağışlardan sağlar.Başsağlığı için gönderilen çiçeklerin satışından fitre zekât gelirlerinden de bir miktar bu vakfa bağışlanır.
                Eğitimimiz içi yararlı çalışmalar gösteren bir kuruluş olan bu vakfı desteklemek koruyup geliştirmek hepimizin görevidir.
        Milli Eğitim Vakfı’nın amaçları şunlardır:
        1-Milli Eğitimi geliştirici çalışmalarda bulunmak
        2-Okulların araç gereç kitap gibi ihtiyaçlarının karşılanmasına katkıda bulunmak.
        3-Her çeşit eğitim kurumunun açılmasına, yapılanmasına onarımına yardımcı olmak.
        4-Öğretmenlerin eğitim ve öğretim alanındaki etkinliklerini artırıcı çalışmalarını ödüllendirmek.
        5-Eğitimin geliştirilmesi amacıyla öğrenci ve öğretmenler arasında yarışmalar düzenlemek.
        Vakfın amacına ulaşabilmek için gelir kaynakları ise şunlardır:
        Yurttaşların arsa, bina, bağ, bahçe gibi taşınmaz bağışları.
        Kamu ve özel kuruluşlar ile kişilerin yaptığı bağışlar.
        Basılı eğitim araçları ve ders kitaplarından elde edilen gelirler.
        Eğitim kuruluşları ve okullarımızdan yapılan bağışları



ÇEVRE VAKFI
Bir vakıf kurduk düşümüzde;
Martılar,yunuslar,kediler ve çınarlarla.
Döktük ortaya neyimiz varsa;
Ahmet'in bilyeleri,
Benim çemberim,
Bulutlar tüm sularını.
Çevreye yeni bir düzen vereceğiz.
Sokmayacağız yerleri kirletenleri,
Kuşları vuranları; buraya;
Yunusların ardından koşanları...
Kediler ve köpekler nöbet tutacak;
Martılar gökyüzünde.
Görün bakın nasıl tertemiz olmuş,
Üzerinde yürüdüğümüz dünya.
Gelin sizde katılın vakfımıza;
Kardır, inanın ne getirirseniz;
bir karanfil,bir şarkı...
Olmazsa da yeter bize inanmanız.
                Adnan Çakmakçıoğlu

VAKIFLAR
Sayısız yaraya merhem oldunuz,
Yuvasız yavruya yuva kurdunuz,
Her hizmeti önlerine sundunuz,
Hizmet abidesi yüce vakıflar.
Hastalara ilaç alıp koştunuz,
Düşkünlere siz her zaman dostsunuz,
Hem kazaya hem kültüre koştunuz,
Hizmet abidesi yüce vakıflar.
Sarılmayan yara kalmaz sayende,
Çıkar gözetmezsin sen bu gayende,
Kimsesizi güldürdük biz sayende,
Hizmet abidesi yüce vakıflar.
Amacın hep hizmet etmek insana,
Yardımını esirgemedin bana,
Nice saygı,nice hürmet hep sana
Hizmet abidesi yüce vakıflar.
                Hakkı ÇEBİ

VAKIF HAFTASI
Vakıf sözü ne demek,
Bunu herkes öğrensin;
Vakıf kuruluşların,
Ne olduğunu bilsin.
 
Hayır, sever bir zengin,
Ya da devlet adamı,
Bir çeşme yaptırmışsa,
Suyu her an akmalı.
 
Şehirleri süsleyen,
Camilere iyi bak;
Yeni kuşak korursa,
Topluma yarar sağlar.
 
İnsanlık hazinesidir.
Vakıf ise bir hizmet,
Bizler hizmet edersek,
Gelişir medeniyet.
 
Adı her an anılır,
Yurda hizmet verenin,
Bir de vakıf olursa,
Ölmeden kalır ismin.
        Sait KIRKGÖZLÜ

HAVA ŞEHİTLERİNİ ANMA GÜNÜ

HAVA ŞEHİTLERİNİ ANMA GÜNÜ
(15 Mayıs)


İnsanlar çok eskiden beri havacılığa ilgi duymuşlar, uçmayı amaçlamışlardır. İlk uçak yapım çalışmalarını Roger Bacon başlattı. Sonra Leonardo da Vinci bugünkü uçağın ilkel biçimini hazırladı. Clement Ader 1890 yılında buharla çalışan ilk hava aracını yaptı. Wright kardeşlerin 1913 yılında yaptıkları uçakla uçmalarından sonra; uçaklar savaşta kullanılmaya başlandı.

Tarihte ilk uçak saldırısı 1911 yılında Trablusgarb'ta İtalyanlar tarafından Türklere karşı yapıldı. Bu savaşta uçaklardan biri, askerlerimizin ateş etmesi sonucu düşürüldü.

Havacılığın ilerlemesi ile birlikte uçak kullanmak ve yönetmek bir meslek halini aldı. Hava taşıtını kullananlara pilot denir.

İlk Türk pilotları Fransa ve İngiltere’de öğrenim gören Hüseyin, Münif öğretmen, Sadi Fuat, Fazıl, Fethi, Sadık ve Nuri Beylerdir.

Birinci Dünya Savaşı'nın başladığı 1914 yılında Fethi Bey görevli olarak uçağı ile Mısır'a doğru yola çıktı. Uçak Arap Yarımadasında Tabariye Gölü yakınında düştü. Fethi Bey şehit oldu. Arkadaşlarından haber alamayan Sadık ve Nuri Beyler onu aramak için Arabistan'a giderken Toroslar üzerinde uçaktan düştü. Onlar da şehit oldu.

İlk savaş pilotlarımızdan Binbaşı Fazıl Bey Birinci Dünya Savaşı'nın son günlerinde İstanbul üzerinde beş İngiliz uçağı ile tek başına savaştı. Düşman uçaklarından birini düşürdü. Kurtuluş Savaşı başlayınca Anadolu'ya geçti. Savaş boyunca uçak bölük komutanı olarak görev yaptı.

27 Ocak 1923 günü Fazıl Bey'in uçağının motoru bozuldu. Dönüşe dayanamayan uçak düştü. Fazıl Bey şehit oldu.

1964 yılında Kıbrıs Harekâtında pilot Yüzbaşı Cengiz Topel de şehit düştü.
Hava şehitlerimiz yurdumuz uğruna şehit düşmüşlerdir. Yurdumuz; üzerinde yaşadığımız topraklardan ülkemizi çevreleyen deniz kıyılarından ve bunlar üstündeki gökyüzünden oluşur.

Çağımızda savaşlar çoğu zaman göklerde başlıyor. Zaferler göklerde kazanılıyor. Bunun için Atatürk havacılığın gelişmesine önem verdi. Gençleri havacılığa özendirmek için 1925 yılında Türk Hava Kurumu'nun kurulmasını istedi. Türk Hava Kurumu yurttaşların yardımı ile günden güne gelişmektedir.

Hava şehitlerimizin anılarını yaşatmak için İstanbul’da Fatih Parkında ve yurdumuzun çeşitli kentlerinde anıtlar yapıldı. Her yıl bu anıtlar önünde düzenlenen törenlerle Hava Şehitlerimiz anılır. Anma törenlerinde havacılığın önemi anlatılır. Şiirler okunur. Uçaklar gösteri uçuşları yaparlar.





    HAVA YOLCUSUNA
    Emelin Ölçüsüz,cesaretin çok,
    Sanki boşluklara atılmış bir ok,
    Yolunda dağların karanlığı yok,
    Bulutlar başının üstünde değil.
    Motor gürültüsü olalı şarkın,
    Ne can düşüncesi,ne evin barkın.
    Bayağı kartaldan o dur ki farkın,
    Yuvan dağ başının üstünde değil.
    Bir bıçak sırtıdır ölümle aran,
    Toprağa düşmeden dağıl,parçalan.
    O ki,her ölünün ardında kalan
    Bir mezar taşının üstünde değil.
                        K.Kamu





HAVA ŞEHİTLERİNE
Kimisi doğandı,kimisi kartal,
Düştüler mevsimsiz kara toprağa!
Vatan ağacında kuruyan her dal,
Bırakır yerini yeşil yaprağa!
Bir yol olur yarın şu gördüğün iz,
Gökleri fethetmek baş emelimiz,
Bozkırı bir cennet yapmak için biz,
Otağ kurduk bugün bu viran bağa!
Kararsın yıldızlar,tutulsun güneş
Kavursun bağrını bir külçe ateş,
Ağlama,ey anam,ey dertli kardeş,
Tırmanmak çağıdır bu yalçın dağa!
Gözyaşı dökmeye değmez bu hayat,
Fedadır,Yurt için her çelik kanat;
Bırakmak isteyen ölümsüz bir ad,
Gelmeli ölümle dudak dudağa!
Ne hoştur şehitlik:yurt,millet için,
Tertemiz bir maksat bir niyet için,
Can veren yiğitler hürriyet için,
Sarılır mübarek şanlı bayrağa!
"Fethiden," Sadi" tan ,kuvvet alanlar
Kalpleri mukaddes aşkla dolanlar,
Vazife uğrunda şehit olanlar,
Giderler dosdoğru hemen uçmağa!
Ufkunu dolduran her motor sesi,
Getirir ona bin yaşam müjdesi,
Olmazsa şehitlik en son rütbesi,
Karışmış Öcal bu coşkun ırmağa!
                Cemal Oğuz Öcal

ÇEVRE KORUMA HAFTASI

ÇEVRE KORUMA HAFTASI
(haziran ayının 2. Haftası)






İnsanların sürekli yaşadıkları yere çevre denir. Dağlar, ovalar, çayırlar, ormanlar, göller, denizler, ırmaklar, doğal çevreyi oluşturur.
Doğal Çevrenin korunması amacı ile 1972 yılında İsveç'in Stockholm kentinde Birleşmiş Milletler Çevre Konferansı toplandı. Bu toplantıda çevre sorunları ele alındı. Çevre kirlenmesine karşı üye ülkeler ortak çözüm yolları aradılar. Birleşmiş Milletler Çevre Konferansında 5 Haziran gününün Dünya Çevre Günü olması kararlaştırıldı.
Ülkemizde bu amaçla 1978 yılında Türkiye Çevre Sorunları Vakfı, daha sonra Çevre Müsteşarlığı kuruldu. Başbakanlığa bağlı Çevre Müsteşarlığı 5–11 Haziran tarihleri arasını Çevre Koruma Haftası olarak kabul etti.
Doğal çevrenin kirlenmesi bütün ülkelerin ortak sorunudur. Çevre kirlenmesi hepimizin günlük yaşayışını etkileyen bir olaydır. Uygarlığın gelişmesi, endüstrileşme sonucu fabrikalarda insan gücüne gereksinme arttı. Kırlarda, köylerde, doğal çevrede yaşayan insanlar kentlere göçtü. Kent nüfusu önemli ölçüde çoğaldı. Kentlerde nüfusun artışı ve endüstrileşme ile birlikte çevre sorunları ortaya çıktı. Bu sorunun en önemlisi çevre kirlenmesidir.Yaşlı dünyamız bilinçsiz sanayileşme,çevre tahribatı,ağaçların yok edilmesi,akarsu kaynaklarının yanlış kullanımı ve kimyasal atıklar yüzünden büyük bir tehdit altındadır.
Bir yanda hızla tahrip olan çevre bir yanda hızla yok edilen tarım alanları gelecekte insanlığı büyük bir açlık felaketine doğru sürüklemekte fakat tüm bu yanlışlıklara karşı dünya büyük bir vurdumduymazlık sergilemekte adeta insanlık kendi sonunu hazırlamaktadır.
Yapılan tüm bu yanlışlıklar sonunda dünyamızın bir bölgesinde aşırı yağışlara diğer bir bölgesinde kuraklığa,bir başka bölgesinde ise depremlere yanardağ patlamalarına veya sellere yol açmakta hızla dünyamız yaşanmaz bir hale gelmektedir.
Tüm bu yanlışlıklara karşı insanları uyarmak ve gelecek kuşaklara daha yaşanabilir bir dünya bırakmak fikrinin aşılanması için "Dünya çevre günü" ilan edilmiş bu günde çeşitli sempozyum,anma günü,konuşmalar,panellerle yıllardır yapılan tahrifatın önüne geçilmeye çalışılmaktadır.Daha yaşanabilir bir dünya için hep beraber yılmadan usanmadan sonsuza kadar mücadele etmeli ve unutmayalım ki biz bu dünyayı büyüklerimizden miras değil çocuklarımızdan emanet aldık.






Başlıca çevre sorunları su, hava ve toprak kirlenmesidir.
Su kirlenmesi ile deniz hayvanlarının yaşam ortamları bozulur. Kirli sularda avlanan balık ve öteki deniz ürünlerini yemeyelim. Böyle sularda yüzmeyelim.
Hava kirliliği daha çok yakıtların gereği gibi yakılmaması sonucu ortaya çıkar. Kirli hava solunuma elverişsiz havadır. Kirli hava solunum yolları hastalıklarını artırır. Solunum organlarımızı yorar. Hava kirliliği ölümlere bile sebep olur.
Toprak kirlenmesi; çeşitli ilaç ve gübrelerle toprağın tarıma elverişsiz duruma gelmesidir. Çiftçilerimiz; tarlada kullanacakları ilaç ve gübre çeşidini ziraat mühendislerine, teknisyenlerine sormalıdır. Hangi gübrenin hangi cins topraklarda yararlı olacağı bilinmektedir. Bu nedenle; ilgili uzmana danışmaksızın ilaç ve gübre kullanılmamalı. Toprak kirlenmesi toprağın verimini azaltır. Bitki hastalıklarını çoğaltır.
Bugün pek çok ilimiz çevre sorunları ile karşı karşıyadır. Örneğin Ankara'da hava, İstanbul'da su. Mersin ve Adana'da toprak kirlenmesi birer çevre sorunudur.



BİR YER DÜŞÜNÜYORUM
Bir yer düşünüyorum yemyeşil,
Bilemem neresinde yurdun.
Bir ev günlük güneşlik,
Çiçekler içinde memnun.
Bahçe kapısına varmadan daha,
Baygın kokusu ıhlamurun.
Gölgesinde bir sıra,der gibi:
—Oturun.
Haydi, çocuklar,haydi,
Salıncaklar kurun.
Başka dallarsa,eğilmiş:
—Yemişlerimizden buyurun.
Rüzgâr esmez,konuşur:
—Uçurtmalar uçun,çamaşırlar kuruyun.
Mesut olun, yaşayın,
Ana baba evlat torun ...
Ziya Osman SABA






ORMAN SEVGİSİ
KÖYLÜ KARDEŞ,KUTSAL ÖDEVİMİZDİR,
KESMEK NİYETİYLE BAKMA ORMANA.
ORMANI KORUMAK GÖREVİMİZDİR,
BALTAYI BİLEYİP ÇIKMA ORMANA
ORMAN YURDUMUZUN SERVETİ,VARI,
TERTEMİZ HAVASI,YAĞMURU,KARI,
TAZE IŞKINLARI YİYEN DAVARI,
ÇOBANKARDEŞ,AMAN SOKMA ORMANA.
ORMAN İLE BU TABİAT SÜSLENİR,
DALLARINA KUŞLAR KONAR SESLENİR.
ÇİÇEĞİNDE ARILARI BESLENİR.
TARLA AÇIP TAHIL EKME ORMANA.
AĞACI KESİLEN DAĞLAR ÇÖL OLUR.
YAĞAR YAĞMUR,DERE AÇAR SEL OLUR,
BİR KİBRİTLE ORMAN YANAR KÜL OLUR.
ÜŞÜRSEN DE ATEŞ YAKMA ORMANA.
DÜNYAYA GELDİĞİN ZAMAN BEŞİĞİN,
EVİN,BARKIN,KAPIN,EŞİĞİN,
BOĞAZINA YEMEK VEREN KAŞIĞIN,
HACI'M,TABUTU DA EKLE ORMANA.
ÂŞIK HACI KARAKILIÇ
YEŞİLE KIYMA
ŞEYTANA UYMA KARDEŞ,
SAKINKESME ORMANI.
YEŞİLE KIYMA KARDEŞ,
SAKINKESME ORMANI.
ORMAN BEREKET YURDA
NİMETTİR KURDA KUŞA
KALMIŞ OLSAN DA DARDA
SAKINKESME ORMANI.
KEL DAĞLARI GÜLDÜRÜR,
KURAKLIĞI YILDIRIR.
YURDA REFAH DOLDURUR,
SAKINKESME ORMANI.
HER HALİ FAYDA ONUN,
KIYMA DER ONA DİNİN.
FELAKET OLUR SONUN,
SAKINKESME ORMANI.
YAŞ KESEN MİMLENMİŞTİR,
ONA KATİL DENMİŞTİR.
KÖTÜ VE GÜNAH İŞTİR,
SAKIN KESME ORMANI.
KADRİNİ BİL YEŞİLİN,
O SENİN AĞZIN DİLİN.
FENAYA GİDER YOLUN,
SAKINKESME ORMANI.
AHMET DOĞAN
TARSUS'UN ÇAĞLAYANI
Gelir kıvrıla kıvrıla,
Artar yavrula yavrula,
Düşer savrula savrula,
Tarsus'un çağlayanı.
Akar devrile devrile,
İner çevrile çevrile,
Oyar sevrile sevrile,
Tarsus'un çağlayanı.
Üzeri aynadır kıvrılır,
Taht yapar kendi kurulur,
Bulanır bulanır durulur,
Tarsus'un çağlayanı.
Suyun hırslanıp dünüşü,
Köpüğün köpüğe binişi,
Parsın merdivenden inişi,
Tarsus'un çağlayanı.
Gökten elene elene,
Yerden dolana dolana,
Sudur ki çıkmış törene,
Tarsus'un çağlayanı.
B.Kemal Çağlar
ANADOLU'DA  BAHAR
İLKBAHARI GELDİ ANADOLU'NUN
SİLİFKE'DE ÇİÇEK AÇTI NAR ŞİMDİ.
HER TARAFI YEŞİLLENDİ BOLU'NUN
SULTANDAĞI BENEK BENEK KAR ŞİMDİ.
EĞRİ YOLLAR YAYLALARIN KUŞAĞI,
ÇAYIR, ÇİMEN SEVGİLİLER DÖŞEĞİ,
HORA TEPER SÜRMENE'NİN UŞAĞI,
DADAŞLARIN OYNADIĞI BAR ŞİMDİ.
DURGUN ÇAYI KÖPÜKLENDİ DADAY'IN
PALMİYELER ZÜMRÜT TACI HATAY'IN,
ÇUKUROVA CENNETİDİR BU AYIN,
AYDIN İLİ EFELERE DAR ŞİMDİ.
GÖNÜL DİLE GELİR KAVAL SESİNDE,
MOR MARTILAR DÜĞÜN YAPAR MERSİN'DE,
ISPARTA'NIN RENK RENK GÜL BAHÇESİNDE,
BÜLBÜLLERİN NEŞESİNİ GÖR ŞİMDİ.
CIVIL CIVIL, SESSİZ DURAN YUVALAR,
KELEBEKLER BİRBİRİNİ KOVALAR,
HALI GİBİ NAKIŞLANDI OVALAR,
BÖLÜK BÖLÜK SARI YEŞİL MOR ŞİMDİ.
ÇIKIP BAKSAN ÇAMLICA'NIN BAŞINA,
İKİ KIT'A BİR BOĞAZDA AŞİNA,
KARAKOÇ'UM,GEL,YORULMA BOŞUNA
İSTANBUL'U TARİF ETMEK ZOR ŞİMDİ.
ABDÜRRAHİM KARAKOÇ



Doğada olmak






Toprağı,
Denizi,
Göğü,
Korkmadan seyredelim
Acısız
Bereketli
Dost






Toprağı,
Denizi, göğü,
Sevmek yaşamaktır
Türküce
Resimcek
Heykelnen






Toprağı,
Denizi,
Göğü,
Ne güzel yenmek
Derinliği
Mavilinde
Sonsuzluğuyla






Arif Damar






ÇEVREMİZ
Çevre koruma günü,
En anlamlı günümüz.
Doğadaki dengeyi,
Bozmamalı tümümüz.
Ağaç, çiçek, kuş sesi,
Eksilmesin dünyadan.
Biz de yardım edelim,
türleri yok olmadan.
Çevremiz kirleniyor,
Bilgisiz davranınca.
Doğamız can veriyor,
Onu korumayınca.
Bacalardan çıkıyor,
Zehirleyici gazlar.
Hava kirliliğinden ,
Burnumuz hemen sızlar.
Havadaki kuşlara,
Bile etki ediyor.
Denizdeki balıklar,
Sürü ile ölüyor.
Öğretmen dün anlattı,
Doğada bir denge var.
Bizler de öğrenelim,
Canlılar neyi arar.
Sait KIRKGÖZLÜ




29 Aralık 2019 Pazar

ENERJİ TASARRUFU HAFTASI



ENERJİ TASARRUFU HAFTASI
(ocak ayının 2. Haftası)






        Her yıl ocak ayının ikinci pazartesi ile başlayan hafta enerji tasarrufu haftası olarak kutlanmaktadır.Yurdumuzun  petrol ve doğal gaz gibi enerji kaynakları açısından zengini olmamasına karşılık hızlı bir kalkınma sürecine girmesi ve geniş bir coğrafyaya hitap etmesi gibi nedenlerle enerji ihtiyacı fazla olan bir ülkedir.Ayrıca Ülkelerin kalkınmışlığı kişi başına enerji üretimleri ile ölçülür.Bu rakam kalkınmış ülkelerde çok yüksek   rakamlarla ifade edilirken bizim ülkemizde kişi başına ancak 3000 Kw.gibi rakamlarla ifade edilmektedir.
        Hâlbuki evimizde kullandığımız televizyondan bulaşık makinesine, buzdolabından,bilgisayara kadar her şey enerji ile çalışmaktadır.Bunu yanında tüm ulaşım araçları iş yerlerinde çalışan makineler sokağımızın aydınlanması atalarımızın dediği gibi beşikten mezara kadar enerji bizim için hayati önem taşımaktadır.İşte bizim için çok önemli olan bu kaynağı hem tasarruflu kullanmalı hemde üretimine katkıda bulunmalıyız.
        İşte bizim için çok önemli olan bu kaynağın en tasarruflu şekilde kullanımı için halkımızın aydınlatılması ve eğitilmesi gerekli bilgiyi sağlaması amacıyla her yıl ocak ayının ikinci pazartesi ile başlayan hafta enerji tasarrufu haftası olarak kutlanmakta ve halkımızın bilinçlendirilmesi sağlanmaktadır.
Dünyada enerji olmadan bir yaşamın olamayacağı enerji kaynaklarının değerlendirilmesinin sadece ev ve işyeri ile değil aynı zamanda ülkelerin savunmaları ile de ilgili olduğunu günümüz savaşlarının en önemli nedenlerinden birininde enerji kaynaklarına sahip olmak amacıyla yapıldığını ve bu savaşlar nedeniyle milyonlarca insanın hayatını kaybettiğini bilmek ve çevremizdeki insanlara anlatmak amacıyla gerekli tanıtımlara önem vermeliyiz.
Enerji tasarrufu haftası nedeniyle ülkemiz insanına enerjinin hangi kaynaklardan elde edildiği nerelerde kullanıldığı nasıl tüketildiği yokluğunda yaşanabilecek olası tehlikeler konusunda gerekli bilgiler verilmeli ve insanlarımızın bilinçlendirilmesine çalışılmalıdır.Aynı zamanda enerjiyi gereksiz yere harcamamak, gerektiğinde enerji tasarrufu yapmak konusunda da insanlarımızı aydınlatmalıyız.Bu konuda gerek Televizyon gerekse radyo gibi canlı yayın organları yanında gazete ve dergilerle ve okullarımızda öğrencilere de gerekli bilgilerin verilmesi sağlanmalıdır.












TASARRUF NE GÜZELDİR
Haydi, koş bir iki üç...
Gereksiz yanan ampuller,
İsraf etmeyin enerjiyi diyor.
Onu yeniden sağlamak güç.
Bak musluk ağlıyor,
Tamir et beni diyor.
Ah,çöp kutusundaki bayat ekmekler
Fırında kalsaydım diyor.
Kış geldi yine,pencereler
Elden geçmeli bir bir.
Gereksiz ısı kaybı nedir?
Anlattı öğretmenimiz teker teker.
Çabuk tükeniyor petrol zenginliğimiz.
Petrol demek döviz demek.
Tüm ulusa karşı ödevimiz.
Enerji tasarrufu için seslenmek
                Öner KEMAL












ENERJİ VE TASARRUFU



Enerji ne, tasarruf ne bilelim.
Temelidir insanlığın, uygarlığın
Güçlükleri üstümüzden silelim,
Enerjiyi tutumluca kullanalım.



Enerjiyi elde etmek inan zor,
Hep insanlık enerjiye bakar.
Boşa harcanınca içim sızlıyor,
Enerjiyi tutumluca kullanın.



Süleyman ATISIZ














UZUN MEHMET



Aşağıda, Uzun Mehmet’in enerji kaynaklarımızdan maden kömürünü buluşunu okuyacaksınız.



Maden kömürü, maden kömürü, derler. Nedir bu maden kömürü? Kara bir taş. Evet kara bir taş.



Fakat bu kara taş, bir memlekete yiyecek kadar gerekli. Buğday kadar, et kadar gerekli. Maden kömürü ile tren işler, vapur işler, fabrika işler.



Bundan uzun yıllar önce Türkiye’de maden kömürü var mı yok mu bunu bilen yoktu. Bizde maden kömürünü ilk defa Uzun Mehmet adında bir genç buldu. Böylece memlekete büyük hizmet etti.
Uzun Mehmet bir köylü çocuğuydu. Zonguldak’ta bir köyde doğdu. Büyüdü, asker oldu. İstanbul’a gitti. Orada deniz eri olarak askerlik yaptı. Maden kömürünü ilk defa askerlikte gördü. Onun memlekete ne kadar gerekli bir şey olduğunu askerlikte öğrendi.



Günler geçti. Askerlik bitti. Son gün erler toplandılar. Uzun Mehmet de onların içindeydi. Bölük komutanı geldi. Elinde bir parça maden kömürü vardı. Dedi ki:



― Arkadaşlar, bunun maden kömürü olduğunu öğrendiniz. Şimdi biz bunu para ile alıyoruz. Türkiye’de maden kömürü var mı yok mu bilen yok. Varsa bulmak lazım. Onu bulmak memlekete çok büyük bir hizmet olacak. Gittiğiniz köyde, dağda, derede, her yerde bu kömürü arayın arkadaşlar.



Bölük komutanı her ere bir parça maden kömürü verdi. uzun Mehmet de bir parça aldı, torbasına koydu, yola çıktı. Birkaç gün sonra köye vardı.



Uzun Mehmet, köyde nereye gitse maden kömürü parçasını da yanına alıyordu. Her yerde maden kömürü arıyordu.



Bir sabah, erkenden evden çıktı. Bütün gün yürüdü. Akşam üzeri bir uçurumun önüne geldi. Burası tam bir maden kömürü yatağı idi.



Uzun Mehmet :



― Buldum işte ! Şimdi buldum ! diye sevindi.



Hemen işe başladı. Kömürü kazdı, ondan bir çuval aldı, eve götürdü. Birkaç parça aldı, ocağa attı. Bunlar maden kömürüydü. Hem de iyi cins maden kömürü. Çok güzel yanıyordu.



Birkaç gün sonra Uzun Mehmet İstanbul’a gitti. Orada komutanını buldu. Ona bulduğu kömürü gösterdi. Bölük komutanı kömürü aldı, baktı:
  ― Evet bu maden kömürü. Hem de iyi cins maden kömürü. Aferin Mehmet. Bunu nereden buldun, dedi.



Mehmet :
  ― Zonguldak’ta diye cevap verdi.



O gün bölük komutanı :”Uzun Mehmet Zonguldak’ta maden kömürü buldu” diye hükümete haber verdi. hükümet Uzun Mehmet’e aylık bağladı.



Bir gün geldi, herkes gibi Uzun Mehmet de öldü. Fakat “Uzun Mehmet” adı kaldı. Hiç unutulmadı.










26 Eylül 2013 Perşembe

MAHALLÎ KURTULUŞ GÜNLERİ


MAHALLİ KURTULUŞ GÜNLERİ






BOYNUMUZUN BORCUDUR
ATAMIZDAN BİZE EMANET OLDU BU VATAN,
ONU EBEDİ YAŞATMAK BOYNUMUZUN BORCUDUR.
BİL Kİ HER ZAMAN PLAN YAPIYOR DÜŞMAN,
VATANI KORUMAK BOYNUMUZUN BORCUDUR.
İNMESİN,GÖKLERDE DALGALANSIN BAYRAĞIM,
VERİLİR Mİ ŞEHİT KANIYLA SULANMIŞ TOPRAĞIM?
ÖLÜRÜM DE BIRAKMAM,BURASI BENİM YATAĞIM,
SANCAĞI KORUMAK BOYNUMUZUN BORCUDUR.
ŞEREFSİZ HAYAT İÇİN,BU TOPRAĞI SATANLAR,
BU MİLLETİN İÇİNE FESAT RUHU KATANLAR,
BUNU BİZE YAKIŞTIRIR MI TOPRAKTA YATANLAR?
TÜRKLÜĞÜ YAŞATMAK BOYNUMUZUN BORCUDUR.
TARİH OKUSUN Kİ,MAZİMİZ NE İMİŞ GÖRSÜN
HER BİR KÖTÜLÜĞÜ KALBİNDEN SİLSİN,
DÜŞMANIMIZ,TÜRK GENÇLİĞİ NE İMİŞ BİLSİN.
CUMHURİYETİ KORUMAK BOYNUMUZUN BORCUDUR.
MEHMED'İM NE SÖYLESE HAKTIR,
CUMHURİYETÇİ GENÇLİKTE HİLE YOKTUR,
ATATÜRKÇÜ OLANDA VATAN SEVGİSİ ÇOKTUR,
VATANI KORUMAK BOYNUMUZUN BORCUDUR.



MEHMET SARIOĞLU



TÜRK'ÜZ
Bu güzel yurdumuzda,
Hür doğduk hür yaşarız.
Gerekirse yurt için
Can vermeye koşarız.
Vatan,millet sevgisi,
İter bizi ileri.
Kahraman Türk Milleti,
Asla kalamaz geri.
Bütün işlerimizde
Birlik yapan milletiz.
Bunun için hiç bir an
Yenilmeyen kuvvetiz.



M.Sırrı Dumlu






BU VATAN KİMİN



Bu vatan toprağın kara bağrında
Sıra dağlar gibi duranlarındır.
Bir tarih boyunca onunu uğrunda
Kendini tarihe verenlerindir.
Ardına bakmadan yollara düşen;
Şimşek olup çakan,sel gibi coşan;
Huduttan hududa yol bulup koşan,
Cepheden cepheyi soranlarındır.
İleri atılıp sellercesine,
Alnından vurulup tam ercesine,
Bir gül bahçesine girercesine
Şu kara toprağa girenlerindir.
Tarihin dilinden düşmez bu destan;
Nehirler gazidir,dağlar kahraman.
Her taşı bir yakut olan bu vatan,
Can verme sırrına erenlerindir.



O.Şaik GÖKYAY

ZEFER TÜRKÜSÜ
Yaşamaz ölümü göze almayan,
Zafer,gözünü yummadan koşana gider.
Bayrağa kanının alı çıkmayan,
Gözyaşı boşana boşana gider.
Kazanmak istersen sen de zaferi,
Gürleyen sesinle doldur gökleri,
Zafer dedikleri kahraman peri,
Susandan kaçar da coşana gider.
Bu yolda herkes bir;ey delikanlı,
Diriler şerefli,ölüler şanlı.
Yurt için döğüşen,başı dumanlı,
Her zaman bu şandan o şana gider.
F.Nafiz Çamlıbel






19 Mayıs ATATÜRK’Ü ANMA VE GENÇLİK VE SPOR BAYRAMI ÇEVRE KORUMA HAFTASI

19 Mayıs ATATÜRK’Ü ANMA VE GENÇLİK VE SPOR BAYRAMI






19 Mayıs 1919
19 Mayıs 1919 Mustafa Kemal Atatürk’ün Samsun'a ayak bastığı gündür. Bu gün Bütün Türk milletinin Ulusal bayram günüdür. Her yıl 19 Mayıs günü Gençlik ve Spor Bayramımız yurdun dört bir yanında spor gösterileri ve coşkulu törenlerle kutlanır.
Emperyalist devletlerin ekonomik,siyasi ve askeri olarak , işgaline uğrayan ve bağımsızlığını kaybeden büyük Türk Milleti tarih boyunca kabul etmediği ve yaşamadığı esareti yine yaşamayacaktı.Yaşayamazdı da ama bunun için cesur bir önder,karalı ve inançlı bir millet ve bağımsızlık ateşinin yakılacağı gün gerekiyordu.
Bu Önder M.Kemal di 19 Mayıs 1919 da Samsunda yakmış olduğu bağımsızlık ateşi ile Türk Milletini ayağa kaldırmış Lider olmanın bütün örneklerini sergileyerek Samsun,Amasya,Erzurum,Sivas kongreleri ardından I.İnönü,II.İnönü,Sakarya,büyük Taarruz ve bağımsızlık bu bağımsızlık ki hem ekonomik hem siyasi hem askeri bağımsızlık düşmana minnet etmeden,yalvarmadan,onurunu çiğnetmeden kazanılan onurlu pırıl pırıl bir bağımsızlık.Öyle bir bağımsızlık ki Ön Asyada,Afrika da,Kuzey Afrika da emperyalizmin ayakları altında ezilen Esir Milletlere ilham verebilecek onlarında bağımsızlıklarını kazanmalarına ilham  verecek bir bağımsızlık hareketi
19 Mayıs Bu yönleriyle kutlanmalı emperyalizmin ayakları altında ezilmeden her zaman aynı ruh ve heyecanla yaşanması gereken bir bayram bir gençlik bir hareket bir zafer bayramı bu bayram ezilen milletlere bağımsızlık savaşı veren uluslara ve Türk Milletine kutlu olsun.
19 Mayıs 1919 Ulusal Kurtuluş Savaşımızın başladığı gündür. Bugün aynı zamanda Atatürk'ü Anma, Gençlik ve Spor Bayram’ımızdır. Spor beden eğitimidir. Spor bedeni geliştirir. Sağlıklı olmamızı sağlar. Spor yapanlar hayatta daha başarılı olurlar. İyi bir sporcu sağlam bedenli, becerikli ve başarılı bir insandır, içki, sigara kumar gibi alışkanlıkları yoktur. Spor kötü alışkanlıkların edinilmesine fırsat vermez.
19 Mayıs'ta yurdumuzun her yerinde izciler, öğrenciler ve gençler spor gösterileri yaparlar.
19 Mayıs; 1981 yılından başlayarak «Atatürk'ü Anma Günü» olarak da kutlanmaya başlandı. Atatürk bir söyleşi sırasında : «Ben 19 Mayıs'ta doğdum» demiştir. 19 Mayıs bir yandan Ulusal Kurtuluş Savaşımızın başlangıcı öte yandan ülkemizin kurtarıcısı, devletimizin kurucusu Atatürk'ün doğum yıldönümü olarak törenlerle kutlanır.






BİR GEMİ YANAŞTI SAMSUN'A






Bir gemi yaklaştı Samsun'a sabaha karşı
Selam durdu kayığı,çaparı,takası,
Selam,durdu tayfası.
Bir duman tüterdi bu geminin bacasından ,bir duman
Duman değil bu!
Memleketin uçup giden kaygılarıydı.
Samsun limanına bu gemiden atılan
Demir değil!
Sarılan ana yurda
Kemal Paşa'nın kollarıydı.
Selam vererek Anadolu çocuklarına
Çıkarken yüce komutan
Karadeniz'in halini bir görmeliydi.
Kalkıp ayağa ardı sıra baktı dalgalar,
Kalktı dalgalar,
İzin verseydi Kemal Paşa,
Ardından gürleyip giderlerdi
Erzurum'a kadar.
Cahit Külebi



“Bir konuşma”






Kıymetli, Müdürüm,Değerli öğretmenlerim ve sevgili arkadaşlar...
Bir vatan kurtarmanın yeni bir vatan kurmanın heyecanı ve azmi,19 Mayıs 1919 günü başlar.Bu azim ve heyecanın odak noktası Mustafa Kemal ve arkadaşlarının ülkücü ruhlarını tutuşturan Millet ve vatan sevisidir.Bu sevgi de asil milletimizin hür,bağımsız ve mutlu yaşama özlemi vardır.
Acımızın ve sevgimizin olgunlaştırdığı hürriyet ağacı 1922 yılının 9 Eylülünde,Ege kıyılarında meyvesini verdi.Sarışın başın mavi çizgisi,yarının mutlu Türkiye'sine doğru uzanıyor,Akdeniz kollarını açmış,zafer ordularını kucaklıyor,böylece vatan kurtuluyordu.
19 Mayıs 1919 inanarak güvenerek başlanan her işin zaferle sonuçlanacağını gösterir.Türk gençliğine armağan edilen Gençlik ve spor bayramı gelecek nesillerin vücut sağlığı yanında ahlakın üstün değerlerine de sahip birer vatandaş olmalarını sağlayan irade ve çalışkanlığın dile geldiği gün olarak da ayrı bir değer taşır.
Türk gençliği tarih boyunca övünç kaynağımızdır.geleceğin ileri ve mutlu Türkiye'si onun omuzlarında yükselecektir.
TUBA GÖZTEPE
F.TİMURTAŞ İLKÖĞRETİM OKULU
8/D   714
9 MAYIS 1919
Bin dokuz yüz on dokuz 19 Mayıs günü,
Kan ağlayan bir ulus buldu Atatürk'ünü.
Kurtuluş Savaş’ımız işte bu gün başladı.
Çınladı,kulaklarda Mustafa Kemal adı.
Bu ad bize baş oldu bu ad  kanat,kol.
Gözyaşı ,kan dökerek özgürlüğe açtık yol.
Kar'ını kefen yaptık yurdun,hain düşmana,
İnönü,Kocatepe,Sakarya  tanık buna.
Aradan elli beş yıl geçti hızla bakın,
Türk'ün gücüyle artık bütün uzaklar yakın.
Bu elli beş yılda çok yapıtlar yaratan Türk
Tarihlere bir bakın yeryüzünde en büyük.
O yıl doğan çocuk tam elli sekiz yaşında ,
Tümü de bu yurt içinde türlü işler başında.
Kimi olgun öğretmen,kimi olgun General,
Ayyıldız ülkesinde herkes Mustafa Kemal.
Ceyhun Atıf KANSU
19 MAYIS
Coşuyor Karadeniz,
Çarpıyor yüreğimiz,
Açıldı Türk'ün önü,
Bekliyoruz Ata'yı
19 Mayıs günü.






Ata'm Samsun'a çıktı,
Yumruklarını sıktı,
Kurtuluşa hız oldu,
Savaştı içte,dışta,
Dünyaya yıldız oldu.
Ali ERTAN
“Bir konuşma”






19 Mayıs Atatürk'ü anma ve Gençlik ve spor bayramı
Birinci Dünya Savaşı sonunda,Müttefikimiz olan devletlerin yenilmesi üzerine Osmanlı Devleti de yenilmiş sayıldı.Yapılan Mondros Mütarekesi ile ülkemiz adeta paylaşılıyordu.İngiliz ,Fransız ve İtalyanlar İstanbul'u işgal ettiler.Çanakkale ve İstanbul Boğazları düşman donanmalarına açıldı.Fransızlar Hatay,Gaziantep,Şanlı Urfa,Kahraman Maraş ve Adana'yi işgal ettiler.
İngilizler Mersin'e İtalyanlar Antalya ve Konya'ya girdiler.Bu arada Yunanlılar 15.05.1919 da İzmir'e asker çıkardılar.
Bu üzücü olaylar üzerine Kurtuluş Savaşı'nı başlatmak isteyen Atatürk ,kendisine verilen 9.Ordu Müfettişliği görevi ile Anadolu'ya gitmeye karar verdi.16 Mayıs  1919  Akşamı 18 arkadaşı ile Bandırma Vapuru'na binerek Karadeniz'e açıldı.Bandırma Vapuru'nun eski olduğu ve yola dayanamayacağını söyleyenlere "İstanbul'da kalıp düşmana esir olacağıma ,Karadeniz’de boğulurum daha iyi" cevabını verdi.Güç  bir yolculuktan sonra 19 Mayıs 1919 sabahı Samsun'a ayak basan Atatürk Ulusal Kurtuluş Meşalesini burada yakmış oldu.Atatürk bu günü Türk Gençliğine armağan ederek Gençlik ve Spor bayramı olarak kutlanmasını istemiştir.
Her yıl kutlanan 19 Mayıs Atatürk'ü Anma ve Gençlik ve spor Bayramı'nda orta dereceli okullar Spor gösterileri düzenlerler. Samsun'dan yola çıkan genç atletler Bağımsızlık sembolünü elden ele Ankara'ya getirir ve Cumhurbaşkanı'na teslim ederler.






İNÖNÜ DOLAYLARINDA MUSTAFA KEMAL
—Ben Samsun'da buldum onu, bir kuşluk vakti,
Kocaman oldu günüm, geldi artık köyüm var.
gülümserdi denizden fazla,
Susardı deniz kadar.
—Ben Sivas'ta buldum onu,belki bin yaşındaydı,
Eriyor gibiydi bir karanlıkta yüzü.
Anlamasan yaslı derdin,
Taa derinlerden yanardı gündüzü.
—Ben Erzurum'da buldum onu,böle bir geceydi,
Oldu birdenbire yaşamam,gülmem haksız.
Daralmış gönlümde ben de düştüm ardına ,
Bir açıklığa vardı herkese,bucaksız.
—Ben Ankara'da buldum onu,yirmi yaşındaydı zaar.
Yapmakla,görmekle doldurmuştu her yeri.
Hala nereye gitsem benim gücüm,benim bakışım,
Elleri ve gözleri.
Fazıl Hüsnü Dağlarca



20 Eylül 2013 Cuma

MÜZELER HAFTASI (18–24 Mayıs)




MÜZELER HAFTASI
(18–24 Mayıs)






              MÜZELER HAFTASI
            Milletler tarihi ve kültürel zenginlikleri ile öğünür.Bu zenginliklerden en büyük övüncü alması gereken Ülke Bizim ülkemizdir.Çünkü bizim ülkemiz tarih boyunca çeşitli dil,din ve ırklara başkentlik yapmış merkez olmuş ve bu uygarlıkların bıraktıkları eserler yurdumuzun dört bir yanına yayılmış fakat bugüne kadar haklı bir tanıtımı yapılamamıştır.
            Müzeler haftası sayesinde bu tanıtımın sağlanmasına çalışmalı gerekli araştırmalar yapılmalı ve gerek basın yayın organlarında gerekse okullarda her türlü tanıtım sağlanmalıdır.
            Her yıl 18–24 Mayıs tarihleri arasında kutlanılan müzeler haftası bu eksikliği gidermek için bir fırsat olmuş gerek tarihi gerekse kültürel zenginliklimizin tanıtımı için basın yayın organlarından ve eğitim kurumlarından faydalanmamıza imkân sağlar.Müzeler haftası ile boyunca gerek tarihi eserler gerekse müzeler halkın ziyaretine açılır,tanıtımları yapılır,okullarda öğrencilere müzelerle ilgili bilgiler verilir.
      Sadece Müzeler Haftası dolayısıyla müzelere gezi düzenlemek oralarda bulunan tarihi eserleri tanımak veya tanıtmak deyil aynı zamanda yurdumuzda gerek müzelerde gerekse doğada açık alanlarda bulunan tarihi eserlerin tanıtımı korunması tarihi eserlere verilecek zararların yanlışlığı ve tarihi eser kaçakçılığı gibi ahlak düşüklüğü ve maddi kültürel kayıplara yol açacak davranışlara karşıda halkımızı bilinçlendirmek amacımız olmalıdır.
      Halkımızın bu konuda yeterince bilinçlendirilememesi sonucunda birçok tarihi eser tahrif edilmekte veya tarihi eser kaçakçıları tarafından ucuz fiyatlara alınıp yurt dışına kaçırılmakta ve çok yüksek paralar karşılığında satılmaktadır.Son yıllarda tarihi eser kaçakçılığının önüne geçebilmek için uluslar arası düzeyde çalışmalar yapılmaktadır ama yinede önü alınamamaktadır.
    Bu gibi tehlikelere karşı en büyük koruyucu silah iyi bir eğitimdir.İşte bu amaçla hafta boyunca eğitim ağırlıklı etkinliklere yer verilmesi basın yayın organları aracılığıyla halkın bilinçlendirilmesi yoluna gidilmektedir.   


















İSTANBUL'U DÜN DOLAŞTIM
İstanbul'u dün dolaştım
Sularından tas tas içtim
bir gün Sarıyer,Kandilli
Ordan Üsküdar'a geçtim.
Gözlerime dolan bulut
Sıyrılıp açıldı;
Minareler saraylar
Çeşmeler,mezarlar
Sularla çevrili
Bu engin bulut...
İstanbul'u dün dolaştım
Kubbelerden sesler içitim;
O büyük aydınlık kapıdan
Başka dünyalara göçtüm.
            B.Süha EDİBOĞLU






MÜZE
Tarih nedir bilirmisin?
Tarih müzelerin içinde
Geçmişin aylak seslerinin duyulduğu yerdir.
Müze Nedir?
Dedemden kalan
Ev bark,alet makinelerin
saklandığı yerdir.
            Yahya TÜRKELİ



MÜZE



Tarih, sanat, kültürün
Hazinesidir müze.
En gerçek bilgileri
O verir hepimize.



Onunla aydınlanır,
En eski uygarlıklar;
Orada sergilenir
Çok değerli varlıklar.



Müzeleri gezmeyi
Hiç ihmal etmeyelim.
Bilgimize yepyeni
Bilgiler ekleyelim.



Antik eser bulursak,
Verelim müzelere;
Tarihi hazinemiz
Ün salsın ülkelere.



Tarihi eserleri
Özenle koruyalım.
Turisti çektiğini
Her an hatırlayalım.



Her turist yurdumuzun
Döviz, reklam kaynağı;
Onu hoşnut tutalım
Gezsin denizi, dağı.



Böylece hem tanınır,
Hem de gelir sağlarız.
Dünyayı ülkemize
Sevgilerle bağlarız.



Naim YILDIZ















MÜZELER HAFTASI
(18–24 Mayıs)
            Her yıl 18–24 Mayıs tarihleri arasında kalan günleri Turizm Haftası olarak kutlamaktayız.Ülkelerin kültür zenginlikleri tarihleri geçmişleri onların tanıtımı ve kalkınması gelecek nesillerine bırakacakları tarih ve millet olma şuuru varlıkları için çok önemlidir.
            Yeni yetişen nesillerin kendi kültür zenginliklerini tanımak bunları başkalarına da anlatmak için çeşitli etkinlikler düzenlenir bu etkinliklerin başarısı o ülke insanının başka milletler tarafından tanınmaları ile ölçülür.Günümüzde dünya üzerinde yapıla en büyük savaş kültür savaşıdır.Uydulardan yapılan Televizyon ve radyo yayınları başka milletlere rahatlıkla ulaştırılmakta başka milletlerin kültürü ya yok edilmekte ya da erozyona uğratılmaktadır.Bununla yapılabilecek en büyük savaş propaganda savaşıdır.
            Yurdumuzda da bu alanda birçok çalışma yapılmakta ve bu çalışmaların başında da tanıtım gelmektedir.Her yıl turizm mevsiminin açılması ile ülkemize gelen insanlara çok zengin bir tarih ve kültürle süslenmiş müzelerimiz gösterilmekte ama en önemlisi bu zenginlikleri ülkemize gelecek insanlara anlatacak nesiller yetiştirmekte bu nesillerin iyi bir eğitim alması ve kültür zenginliklerimizin tanıtılması için müzeler haftasında  çeşitli müzelere geziler tanıtıcı çalışmalar şiirler okunmakta tanıtıcı film gösterileri ile açıklayıcı  konuşmalar yapılmakta bu yolla insanımıza ülkemizin sahip olduğu kültür zenginlikleri anlatılmaktadır.
            Ülkemiz gerek müze gerekse müzelerde bulunan tarihi eserleri ile dünyanın en zengin ülkelerinden biri durumundadır.Ayrıca Anadolu'nun birçok köşesi adeta bir açık hava müzesi denebilecek durumdadır.Bizler bu zenginliği dünyaya anlattığımız oranda başarılı olduğumuzu unutmamalıyız.






ENGELLİLER HAFTASI (10–16 Mayıs)

ENGELLİLER HAFTASI
(10–16 Mayıs)

    Ülkelerin kalkınmışlığı ve refah düzeyi insanlarına verdiği hizmetle ölçülür.Özellikle ülkenin yardıma muhtaç ve sakat insanlarına verdiği hizmet aynı zamanda onun bir sosyal refah ülkesi oluşununda göstergesidir.

Yurdumuzda yaşayan engelli vatandaşlarımızın dertlerinin sorunlarının hatırlanması, dertlerinin sıkıntılarının problemlerinin gündeme getirilmesi ve çözümler üretilmesi uygar toplumun en önemli meselesidir.Tüm bu meselelerin 10–16 Mayıs Engelliler Haftası’nda hepimizin düşünmesi gereken bir mesele olduğunu unutmamalıyız.

Türkiye de sakat ve engellilerle ilgili faaliyet gösteren dernekler haricinde en önemli destek halkın bilinçlendirilmesi ve bu halkın toplumdaki engellilere yardım elini uzatmasıdır.. Engelliler halen mecliste görüşülmeyi bekleyen kendileri ile ilgili yasa taslağının bir an önce hayata geçirilmesi konusunda dileklerini belirtmişlerdir.

 Türkiye'de yaşayan 7,5 milyon sakatın, iş bulmada, eğitimde, sağlıkta, toplu taşıma ve konutlarda, sosyal güvencede ve kentsel planlamada "  mutlaka düşünülmesi medeniyetin ve insanlığın temel anlayışı ve görevidir.

Gerek dini inançlarımız ve gerekse tarihten gelen gelenek ve göreneklerimiz bize yardıma muhtaç olanlara yardım etmeyi bir insanlık ve inanç borcu bir ibadet olarak görmüş ve bu durumdaki insanların faydalanması ve ihtiyaçlarının karşılanması için birçok imaret ve yuvalar açmışlardır.Her şeyden önce şunu unutmamalıyız ki Engelli insanlar kendilerine acımamızı değil sorunlarını dile getirerek çözümler üretmemizi ve onları toplumun bütün fertleri gibi üretken hale getirerek önce kendilerine sonra da topluma faydalı hale getirecek çalışmaları yapmamızı istemektedir. Bizler yeni yetişen nesiller de bu inanç ve geleneklerin mirasçısı olarak toplumumuzda yaşayan yardıma muhtaç ve sakat insanlarımıza mutlaka yardım elini uzatmalı onları hatırlamalı ve onların başkalarına muhtaç olmadan kendi ihtiyaçlarını karşılamaları için gerekli gayreti göstermeliyiz.

 Yurdumuzda engelli vatandaşlarımızın dertlerinin gündeme gelmesi sorunlarının hatırlanması ve kısmende olsa çözüme kavuşturulması amacıyla her yıl 10–16 Mayıs tarihleri arasında engelliler haftası olarak anılmaktadır.Dileğimiz bu gibi sorunları olan vatandaşlarımızın sorunlarının çözüme kavuşturulması ve sağlıklı insanların bu gibi sorunları olan insanları unutmamasıdır.






     “ Bir Konuşma”

Sakatlar haftası 10–16 Mayıs 

İçinde yaşadığımız toplumda sakat insanlara sıkça rastlanmaktayız.Bu insanlar ya doğumdan ya da sonradan çeşitli sebeplerle sakat kalmışlardır.Vücutlarında bir organ ya sakat ya da iş göremez durumdadır.

    Yurdumuzda 600000 civarında insan sakat ve iş göremez durumdadır.Bunların içinde zihinsel özürlülerde yer almaktadır.İş kazaları trafik kazaları akraba evlilikleri ve yanlış ilaç kullanımı sakatlığa en çok sebeplerdir.

    Sakat insanlarda toplumun bir parçasıdır.Kendilerine farklı davranılmasını istemezler.Onların istediği diğer insanlar gibi eşit .ilgi ve geçimlerini sağlayacak bir iştir.Sakat insanların topluma yük olmalarını önlemek için onlara iş bulmak gerekir.Anayasamız sakatların konumlarını ve topluma kazandırılmalarını kanunlarla güvence altına almıştır.

    Birleşmiş milletler’ e üye 156 ülkede ve yurdumuzda 10–16 Mayıs tarihleri sakatlar haftası olarak kabul edilmiştir.Bu hafta süresince sakatların sorunları ele alınır.Bunlara çözüm yolları aranır.Sakatlığa yol açan nedenlerden dolayı kurtulma yolları anlatılır.Ayrıca sakat insanların eğitimi ve topluma kazandırılmaları onlara nasıl davranılması gerektiği konusunda toplantı ve seminerler yapılır.Yapılan çalışmalar alınan önlemler gözden geçirilir.Yeni görüşlere göre değerlendirmeler yapılır.

    Çalışmalar Radyo Televizyon gazete ve dergiler aracılığıyla topluma duyurulur.Okullarımızda ise kazalara karşı korunma yolları  ,sakatlara karşı nasıl davranılması gerektiği konusunda bilgiler verilir.

    Sakatlara normal gibi davranmak ,onlara yardımcı olmak bir insanlık görevidir.Sakatları yaratan toplum ise onlara sahip çıkmak da yine toplumun görevidir.

                Zehra Akduman 7/C
                f.Timurtaş İlköğretim okulu





HAYAT HERKESE GÜZEL
Gücünüz yerindeyse,
Sağlıklıysa başınız.
Bir sakat görürseniz,
Sevgiyle yaklaşınız.

İnan kimse istemez,
Eksik olsun bir yeri.
Sağlamsan yavrum şükret,
Değerlendir günleri.

Özürlü kardeşlerim.
Asla üzülmeyiniz.
Hayat herkese güzel,
Bizlerse sizinleyiz.
                Mehmet ŞAHİN







   SAĞLIK ÖĞÜDÜ
    Seviyorsan canını,
    Vücuduna iyi bak.
    Kuvvetlendir kanını,
    İstersen çok yaşamak.
    Vakitli yat erken kalk,
    Çok dikkat et zamana.
    Ne güzeldir çalışmak,
    Dinçlik verir insana.
    Sen yaşarsan bu vatan,
    Ancak yaşar yükselir.
    Bunu bil böyle inan,
    Varlık sağlıktan gelir.
                V.Cem Aşkun











SAĞLIĞINA DİKKAT ET
Hayata en değerli,
Hazinemiz sağlıktır.
Sağlığı korumanın;
Tek yolu temizliktir.
Uyu eğlen ve dinlen,
Güzel,dengeli beslen.
Kazanırsın güç,kuvvet;
Sağlığına dikkat et!
Uymazsan kurallara,
Hemen hasta olursun.
Gidemezsin okula;
Sağlığına dikkat et!
Sınıfında kalmamak,
Hasta olup, solmamak,
İstiyorsan hep koşmak;
Sağlığına dikkat et!
                Afire Hancı


DÜNYA FELSEFE GÜNÜ

DÜNYA FELSEFE GÜNÜ (20 Kasım) Türkiye Felsefe Kurumu tarafından getirilen öneri sonucu UNESCO tarafından kabul edilen Dünya felsefe gü...