Bu Blogda Ara

Sayfalar

AHİLİK KÜLTÜRÜ HAFTASI (8–12 Ekim) etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
AHİLİK KÜLTÜRÜ HAFTASI (8–12 Ekim) etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

15 Mayıs 2013 Çarşamba

AHİLİK KÜLTÜRÜ HAFTASI




AHİLİK KÜLTÜRÜ HAFTASI
 (8–12 Ekim)
 






AHİLİK 
Selçuklu ve Osmanlı dönemlerinde Anadolu Türklerine sanat, ticaret ve ekonomi alanlarında yaklaşık olarak 630 yıl yön verip, ışık tutmuş olan Ahilik, örgüt olarak, kendi kural ve kurullarıyla, III. Sultan Ahmet dönemine dek sürmüştür. III. Ahmet döneminde 1727 yılında ise ‘’Gedik’’ denen yeni bir düzen uygulanmaya başlanmıştır. Bu tarz esnaflık ve sanatkârlık, 1860 yılına kadar sürmüştür. Bu yeni sisteme göre, çıraklıktan ve kalfalıktan yetişmedikçe veya açık bulunmadıkça yâda bir ustalık makamına geçmedikçe, yani gedik sahibi olmadıkça dükkân açarak sanat ve ticaret yapılamazdı. Ancak ellerinde imtiyaz fermanı olan kişiler sanat veya ticaret yapabilirdi. Bu fermanlar esnafın sayılarının arttırılıp eksiltilmemesi, mülk sahiplerinin eski kiralarını arttırmaması, gediği olmayanların sanat ve ticaret yapamaması, açık olan gediklerin esnafın çırak ve kalfalarına verilmesi, dışarıdan esnaflığa kimsenin kabul edilmemesi gibi hükümleri kapsarlar. Esnaftan birinin ölümü durumunda hem ustalık payesi hemde alet edevatı para karşılığında kendisinden sonra gelen birine para karşılığı devredilerek hem hakkı korunmuş olur hemde yeri boş bırakılmazdı. Bu sisteme Gedik denirdi.
         Yapılan araştırmalarda: Ahilere tarih, önemli kişilerin, bilginlerin yaşam öyküleri, tasavvuf, Türkçe, Arapça, Farsça ve edebiyat öğretilirdi. Bir kişi ahi olmadan önce sanat, ticaret yâda bir meslek sahibi olmak zorundadır. Bu uğraşılardan hiçbirinde çalışmayan kişi ahi olamaz.
Anadolu ahilerinin örgütlü bir güç haline gelmesini sağlayan Ahi Evren hazretlerinin asıl ismi Nasıruddin Mahmut B. Ahmet’tir.(1171–1262). 1220’li yıllarda Moğol istilası sonucu Anadolu ya gelmiştir. Ahi Evren, Anadolu’ya geldikten sonra Konya’ya gitmiş ve orada, Mevlana Celaleddin Rumi’nin can dostu Şems Tebrizi’ye biat ederek tasavvuf dersi almış ve bir derviş olmuştur. Konya uleması bu halden gücenmiş, Ahi Evren de ulemaya ve sultana gücenerek Kayseri’ye gitmiş, Debbağlık’la geçinmeye başlamıştır. Ancak ardında, Selçuklu başkenti Konya’da çok güçlü bir örgüt bırakmıştır. Ahi zaviyelerine işçi ve çıraklardan başka, öğretmenler, müderrisler, kadılar, hatipler, vaizler, emirler, yani bölgenin saygılı ve ulu kişileri devam ederdi. Ahiliğe kabul şartı, iyi ahlaklılık, yardım severlik ve cömertlik olduğundan teşkilata girenler, temiz, ahlaklı ve iyiliksever kişilerdi. Ahiler arasından yüksek sırada yöneticiler, tabipler, valiler, komutanlar, müderrisler ve kadılar yetişmiştir.
Ahilikte bilgi edinme, sabır, ruhun arındırılması, sadakat, dostluk, hoşgörü yasaklara uyma gibi vasıfların verildiği aşamalardan geçilir. Bu vasıflara sahip olmanın dışında Ahiliğin önde gelen altı ilkesi şunlardır:
Elini açık tut, Sofranı açık tut, Kapını açık tut, Gözünü bağlı tut, Beline sahip ol, Diline sahip ol.
Ahilerin ahlak dışı saydığı, ahiyi ahilikten çıkaran şeyler şunlardı:
1.    İçki içen,
2.    Zina işleyen
3.    Münafıklık, dedikodu ve iftira eden
4.    Gururlanan, kibirlenen
5.    Merhametsizlik eden
6.    Kıskanan
7.    Kin besleyen
8.    Sözünde durmayan
9.    Yalan söyleyen
10. Emanete hıyanet eden
11. Kişinin ayıbını örtmeyen, bu ayıbı yüzüne vuran
12. Cimrilik, eli sıkılık eden
Ahilik sisteminde para sadece geçimi temin etmek için kullanılan bir araçtı bu nedenle sadece kendi geçimlerini değil çevrelerindeki yardıma muhtaç insanlarında geçimlerine yardımcı olmak onların önemli ilkelerinden biri idi.
Ahiler müşteri velinimetimizdir düşüncesiyle son derece dürüst ve de ilkeli bir esnaflık anlayışını benimsemiş ve kendilerine rehber edinmişlerdir.
İşyerleri, aynı sanat dallarında faaliyet gösteren esnafın bir yerde toplandığı “arasta” veya "çarşı" ismini taşıyan iş merkezleriydi. Bu sayede tüketici aradığı mala rahatlıkla ve ucuz yolla sahip olma imkânına kavuşurdu.
Dayanıklı tüketim malları cinsindeki çeşitli demir, bakır gibi madenlerden imal edilen eşyalar üzerine üreticinin bir işareti konulurdu. Bu işaret imal edenin "patendi-amblemiydi". Bu amblem o ürünün adeta kalite belgesiydi, çünkü bu ürün aynı zamanda onu yapan ustanın, çalışanların ve işyerinin övünç kaynağı ve şerefiydi.
Bu bakımdan işyerinde çalışan çırak, kalfa ve ustalar bu şerefi birlikte paylaşırlar ve kendi ürünlerinin en iyi olması için gayret gösterirlerdi. Üretim esnasında çırağın veya kalfanın herhangi bir hatası derhal ustasına bildirir ve yapılan hata derhal düzeltilirdi.
Yapılan araştırmalarda hileli mal imal edenlere cezalar verildiği ve yine de düzelmeyenlerin meslekten ihraç edildiğine dair belgelere rastlanılmıştır. Esnaflıkta dürüstlük esas olup hileli mal satanların mallarını geri iade edildiği kendilerinin cezalandırıldığına dair kaynaklarda bilgilere rastlanmaktır.
Sattığı süte su katan bir sütçünün kuyuya basıldığı, bozuk kantar kullananların ibret-i alem için çarşı-pazar dolaştırıldığı, ekşi pekmez satanın pekmezinin başına geçirildiği bilinmektedir.
Elbise diktirmek isteyen birisi dükkâna geldiğinde terzi müşterisinin ölçüsünü aldıktan sonra kumaşı tartar ve ölçünün yanına bunu da not ederdi. Elbise hazır olduktan sonra, artan parça ve kırpıntılarla birlikte elbiseyi tekrar tartar ve ondan sonra müşteriye verirdi.
Sekiz asırdan beri Müslüman Türkler arasında kullanılmakta olan "Pabucun dama atılması" deyimi örnek bir ahi uygulamasından kalmadır.
Ahiliğin kurucusu ve esnaf ve sanatkârların piri olan Ahi Evran, ayakkabıcı esnafının bulunduğu çarşıdan geçerken onların yaptığı ayakkabıları inceleyerek, hileli gördüklerini kesip dama atar, dükkân kapatılır ve ayakkabı ustasının peştamalı kapının kilidine bağlanırdı. Müşteriye de yeni bir ayakkabı verilerek tüketicinin mağduriyeti önlenirdi.
Böyle bir olay çok kısa bir zamanda esnaf arasında yayılır, "filanca ustanın pabucu dama atıldı" denilirmiş. Pabucu dama atılan usta, utancından haftalarca insan içine çıkamaz, kimsenin yüzüne bakamaz, kendini affettirmek için elinden geleni yaparmış hatta bazen de olduğu çevreyi terk etmek zorunda dahi kalırdı.
Ahilik ahlâkıyla yetişmiş Osmanlı esnaf ve sanatkârında doğruluk esastır. Hileli satışa kesinlikle müsaade edilmezdi. Yabancı bir kumaş tacirinin Osmanlı ülkesine gelerek bir kumaş imalathanesinin mallarını beğenip hepsini almak istedikten sonra, mal sahibinin kumaş toplarını denklerken bir top kumaşı ayırdığını görüp bu hareketinin sebebini sorması üzerine, Osmanlı esnafı “Onu sana veremem, kusurludur” cevabını verince;
Yabancı tüccarın bütün ısrarlarına rağmen hayır cevabını verir ve bunu ben size söylememe rağmen siz kendi ülkenize gidince yanlış söylersiniz benim size hileli mal sattığımı söylersiniz o nedenle veremem cevabı ile doğruluk ve dürüstlüğünü ahilikteki ve Osmanlı ülkesindeki önemini ve tebaanın ahlaki durumunu göstermiştir.
Bu örnek bile bize Gerek Selçuklu gerekse Osmanlıda ki esnaflık ahlak anlayışı hakkında ve ahilik teşkilatının esnafa kazandırdığı davranışlar ve beriler hakkında bilgi vermek için yeterlidir. Bu ve benzeri örnekleri daha da çoğaltabiliriz.














Ahilik Haftası - Ekimin 2. Pazartesi İle Başlayan Hafta
Gerek Cumhuriyetimiz gerekse üzerine kurulduğu Osmanlı imparatorluğu ve gerekse Selçuklularla ilgili olarak tarihin yapraklarını karıştırdığımızda bize bir ahlak ve dayanışma abidesi olan Ahiliği, onun üstün örgüt yapısını ve ahlaki değerlerini hatırlatmaktadır.
Türk milletinin binlerce yıldır tarih sahnesinde oluşunun önemli bir sebebi kültür değerlerini korumalarından ileri gelir. Bu kültür değerlerinin özü Ahilik Kültürü biçimine dönüştüğü XI. yüzyıldan sonra yeni bir anlayışla devam eder.
Çok büyük bir coğrafya ya yayılmış ve değişik dinlerle muhatap olmuş olan Türk milleti daima kendi inanç ve felsefi yaşamına en uygun değerleri benimsemiş bu dışındaki dünya görüşlerini ise reddetmiştir.
TÜRK MİLLETİ’NİN Rönesans ı olan ahilik aynı zamanda insanlar arasında saygı sevgi ve yardımlaşmanın da temelini oluşturur.

         Ahilik anlayışında din, dil, ırk farkı gözetmeksizin herkese eşit muamele yapılmıştır. Bir toplumda sosyal tabakalaşma olabilir. Kimi zengin, kimi fakir olabilir; fakat ikisi arasındaki fark fazla olmamalıdır. Ahilik zenginliğe karşı değildir. Çalışmak ve üretmek, alın teri ile kazanmak Ahilikte bir ahlak kuralıdır. Bunun için herkesin mutlaka bir mesleği ve işi olmalıdır. Ahilik, halkın sırtından geçinenlere, bir köşeye çekilip miskin miskin oturanlara karşıdır.

         Ahilikte iş ve meslek ahlakı, kabul edilmesi mecburi kurallar haline gelmiştir. Kendinden önce başkalarını düşünmek ve kollamak, hak ettiğinden fazlasını istememek, kanaat ve tevazu ölçüleri içerisinde "hırs" ve "tamah”tan uzaklaşmak, kendi yeteneğine uygun bir işle meşgul olmak, sanatını mutlaka bir 3 üstaddan öğrenmek ve birliğin, beraberliğin korunması için dayanışma içerisinde bulunmak ahiliğin mutlaka uyulması şart olan ahlak kaideleridir. Bu kaideler, Ahileri tekke ve türbelerde çöreklenerek, el açıp halkın kutsal duygularını sömürerek onların sırtından bedava geçinen asalak zümrelerden ayıran farklardır. Ahiler yeniliğe açık insanlar olup, halka sanat, meslek ve genel bilgiler öğretmek için var güçleriyle çalışırlar.
         Ahiliği araştırdığımızda işyeri hem bir okul hem bir aile ocağı hemde geçim kapısıdır. İşyerinde çalışanlar arasındaki ilişki bir aile ilişkisini baba evlat ilişkisini çağrıştırmaktadır.
         Günümüzde toplam kalite, müşteri beklentileri, tüketici korunması, standart üretim gibi kavramların önemi yeni yeni anlaşılmaya başlanmıştır. Bugün kaliteli üretim için başvurulan ve Toplam Kalite Yönetimi dediğimiz tedbirlerle tüketicinin daha ucuz, daha kaliteli mal alma imkânı doğmuştur. Ahilik sisteminde bir malın üretimden tüketicinin eline geçene kadar üretimin her safhası bütün çalışanların sorumluluğu altındadır. Çıraklar, kalfalar ve ustalar hep birlikte malın kalitesinden sorumludur. Ayrıca oto kontrol sistemi ile malın kalitesi sürekli denetlenir. Bugün de toplam kalite yönetimi kapsamında kalitede mükemmellik, verimlilik, hatasız üretim, kalite güvenliği, ülke ve uluslararası standartlara uyum, ISO 9001, tüketiciye cevap verme hattı, tüketici tatmini gibi konular henüz yeni yeni işyerlerinde gündeme gelmeye başlamıştır. Üretime katılan her kademedeki personelin eğitimi, işletme içi tüm personelden faydalanma, tam kapasite çalışma gibi tedbirler yanında işyerinde her türlü üretim ve hizmetlerden işyeri çalışanları sorumlu tutulmaktadır.

Ahilik düşüncesinin kurduğu Ahi Birlikleri'ni batıdaki ve doğudaki benzer teşkilatlardan ayıran özellik, din adamlarının da devlet adamlarının da Ahiler üzerinde herhangi bir etkisinin olmayışıdır. Bunun sonucu olarak Ahilik sivil toplum kuruluşlarının en eski bir modelidir. Ahiler, daima toplum yararına hizmet yapmışlardır.
Gelişmiş batı toplumlarındaki sivil toplum örgütlerinin bir benzerinin Türk topluluklarında yüzlerce yıl önce Ahilik teşkilatı ile var olduğunu anlamak hiçte zor değil.
Bugün gelişmiş birçok batılı sanayi ülkesinin kalkınmışlığının temelinde “Ahilik” teşkilatı gibi bir teşkilatlanmanın olduğu kolaylıkla anlaşılabilir.
 Ülkemizde yeni yeni oluşan Rekabet Kurulu, Patent Enstitüsü, KOSGEB, Reklâm Kurulu yanında Ticaret ve Sanayi Odaları, İşçi ve İşveren Sendikaları, Kooperatifler, Esnaf Odaları, Belediye, Bağ-Kur gibi sosyal hizmet veren kurumlar Ahilik sisteminden günümüze yansıyan kuruluşlardır.
Dünyada her şeyin maddiyat ve çıkar ilişkisi ile yoğrulduğu günümüz dünyasında Ahilik anlayışının daha iyi araştırılıp incelenmesi ve de uygulanması hem yurdumuz insanının hem de tüm insanlığın yararına olacağı kanısındayım.

DÜNYA FELSEFE GÜNÜ

DÜNYA FELSEFE GÜNÜ (20 Kasım) Türkiye Felsefe Kurumu tarafından getirilen öneri sonucu UNESCO tarafından kabul edilen Dünya felsefe gü...